G. ASATIRYAN çeviri: M. BOCALYAN aktaran: S. ZULALYAN
"Zaza" kimligi ile ilgili tartişmalara yapici
katgida bulunmasi dilegiyle ve de G. Asatiryan'in
Türkçeye çevrilmiş makalelerinin geniş okuyucu
kitlesine ulaşmasi hedefinin devami olarak
bu makaleyi de Site'ye aktariyorum.
S. Zulalyan
Isan mirano, name maneno
Ga mirono, poste maneno.
(insan ölür, adi kalir. Inek ölür, postu kalir)
"Bir Zaza atalar sözü"
Kürtlerden farkli olarak Zazalar, göçebe hayvancilik dişinda, bagcilikla da
ugraşirlar. Trotter 1882 yilinda Tiflis'te yayinlanan "Asya Türkiyesi
üzerine belgeler" adli Rusça kitabinda yer alan bir yazisinda: Zazalarin
ezici çogunlugu bir çoban kavmidirse de, belki sert iklim koşullari yüzünden
devamli olarak köylerde yaşarlar", der (s.5).
Zazalarin dini aşiri şiiligin akimlarindan biridir ve bu inanç önemli
ölçüde yerel ve hiristiyanlik dinlerinden etkilenmiştir. Buna karşilik
Türkler ve Kürtler sunni mûslümanlardir (Kürtler şafi, Türkler ise
Hanefi'dir).
Bazi araştiricilar (örnegin Gordlevski) Zazalardan söz ederken
"Kizilbaşlar" terimini kullanirsa da, bu yanliş bir tanimlamadir. Zazalarin
"Kizilbaş" olduklarini iddia etmek hatalidir, çünkü bu kavram, dini inançlar
dişinda, türk kökenli olmayi gerektirmektedir. Bu nedenle de Zazalarin
"Kizilbaşlar" gibi aşiri şiilik akimlarindan birini temsil ettiklerini,
bununla birlikte etnik açidan "Kizilbaşlardan farkli etnik bir birim
olduklarini söylemek daha dogru olur. Kaldi ki, dini inançlar sisteminde de
alti çizilmiş farklar gözetilmektedir, ve bu inançlar aşiri şiiligin yerel
etnokültürel ve din elamanlarinin kaynaşmasi sonucu ortaya çikmiştir. Böyle
olmakla beraber Dersim Zazalari arasinda pek az sayida Sunnilere de
rastlandigini belirtmeliyiz.
Zazalar Türklere pek iyi gözle bakmazlar. Bu olumsuz yaklaşim sadece
bugün ülkede devam eden siyasal gerginlikten degil, daha çok etnik ve dinsel
nedenlerden kaynaklanmaktadir. Cagimizin başlangicinda yaşayan Ermeni
ünlülerinden N.Dagavaryan, 1914'te Istanbul'da basilan "Hiristiyanlikta
Protestanlik ve "Kizilbaşlar" tarikatinin ortaya çikmasi" adli eserinde
(.79) bu konuya deginerek şöyle der: "Zazalar Türkleri hor görür ve onlara
yiyecek vermek zorunda kaldiklarinda, mutlaka herhangi bir pislik katarlar.
Türkler de, bunu iyi bildiklerinden, Zazalarin yemegini yemezler".(1)
Türklere karşi Zazalarca beslenen olumsuz duygularin izlerine folklor
eserlerinde de rastlanir. Örnegin, Dujik daginin övgüsünü yapan bir şarkida
dagin Türklere düşman oldugu özenle vurgulanmakta ve "Koye Dujik - dişman
t'irkan" denilmektedir, ki G.Halacyan'in "Dersimden etnografya notlari" adli
eserinden alinan bu sözler Türkçeye "Dujik dagi Türklere düşmandir" şeklinde
çevrilir. M.Molino Sili tarafindan kaleme alinarak günümüze kadar gelen
Dersimli bir Seyid'in, yani Zaza ruhbaninin şu sözleri çok anlamlidir: "Bir
Türk öldüren, otuzalti hiristiyan öldürenden daha çok Tanriya yakindir".
Yine ayni Seyit gezgine, Zazalarin her gün şafakta bütün Türklere lânet
okuduklarini anlatmiş, "Onlar bizim gerçek dinimizi tahrif ettiler"
demişti.
1915-1920 Büyük Ermeni Soykirimindan önce Zazalar ile Ermeniler
arasindaki ilişkiler köklü dostluk geleneklerine dayanmaktaydi ve bu husus
Avrupali bilgin ve gezginlerin gözünden kaçmamişti. Ermeniler sik sik sünnet
dügünü sirasinda Zaza çocuklarinin "kirva'si" olurlardi. Yukarida adi geçen
Dagavaryan, "kirva" ile sünnet olan çocugun anababasi arasinda, akrabaliktan
da öteye giden bir yakinlik kurulduguna işaret ediyordu.
Zazalarda dini ayinler ve Tanriya ibadet sadece bu amaçla özel olarak
yapilan tekkelerde degil, ayni zamanda evde ve Ermeni kilise ve
manastirilarinda yapilirdi. Sözü yine Dagarvaryan'a birakiyoruz: "Hükümet
tarafindan önemli sayilan köylerde yaptirilan camilere, "Bunlar müslümanlara
aittir", diyerek gitmezler. Bazen çocuklarina bu camileri taşa tuttururlar.
Hangi camiye girseniz içi taş yiginiyla doludur. Bazen de camileri ahir veya
kiler yerine kullandiklari olur.
Bir gun bir Zazaya: "Niçin dini ayinlerinizi camilerde yapmiyorsunuz? diy
sordugumda: "Allah büyüktür, öyle degil mi?", dedi. Benden olumlu cevap
alinca: "O halde bu dört duvarin arasina nasil sigar,", dedi. "Ama Tanri her
yerde dir" diye itiraz edecek oldum. "Demek ki ayni zamanda bizim
evimizdedir. Işte bu yüzden bizler Tanriya evimizde dua ederiz", cevabini
verdi.
G.Halacyan'in tanikligina göre, Ermeniler ve Zazalar sokakta
karşilaştiklarinda birbirlerinin omuzlarini öperek selamlaşir ve: "Ma bi
kher di" (hoş gördük), derlerdi. Iki halki temsil eden din adamlari da
sokakta karşilaştiklarinda ayni şekilde selamlaşirlardi. Sirdan bir Zaza ya
da Ermeni sokakta diger halkin din adamina rastladiginda saygi ile egilir ve
onun elini öperdi.
Cagimizin otuzlu yillarina gelene kadar Zazalarin çogu genelde üç dil
konuşur, öz dili dişinda Ermenice ve Kürtçe bilirdi. Bugün Ermenicenin
yerini türkçe, kirsal kesimde ise Kürtçe almistir.
Zazalar olaganüstü yigit ve gözü pek halktir. Korkaklari sevmez,
yüksekten bakarlar. Konukseverlik ve dostluk en büyük meziyetler sayilir, ki
bu özellikler atasözlerine geçmistir: "Meyman meymane hakî" (Konuk
Tanrinindir) ve "Haval birayra ravaro" (Arkadaş kardeşten degerlidir) vs.
Zazlarda dosta ve dostluga ihanet eden ölüm cezasina çarptirilir. " Kâmo
dost dano naval, mordam ne, piroda bi-kişa" (Atkadaşina ihanet eden er kişi
degildir. Böylesini vurup öldürmek sevaptir) diye bir atasözü vardir. Agzi
bozuklar, yani küfürbazlar da hiddetli bir şekilde cezalandirilir. Bazen
böylelerinin dilini kizgin bir demirle dagladiklari bile olursa da, çogu kez
para cezasi vermekle yetinirler. Zazalar silaha tapar, er kişinin daima
silah taşimasi gerektigine inanirlar. " Be-çak mordam avrasra tirsana"
(Silahsi adam tavşandan daha korkaktir) derler.
Yaşadiklari bölgenin iklim koşullari, din ve ahlak konularinda ölçülü
olmalari nedeniyle Zaza kadinlari müslüman kadinlardan daha özgürdür.
Onlarin dünya görüşünde kadin narin bir yaratik, hem anadir dolyisiyla
saygiyi hak etmiştir. Bunun ifadesini de yine ata sözlerinde buluyoruz:
"Jena bedivata, jena maa, kâm ne-şona yardime jenikan, dişmana mordaman" (
Kadin narin kirilgandir, kadin anadir, kadini korumayan insanlik
düşmanidir).
Her iki cins için de eşine ihanet büyük bir günah sayilir. Özellikle
ihanet eden kadin şiddetle cezalandirilir, bazen ölüm cezasina çarptirildigi
bile olur. Evli bir kadinla cisel ilişki kuran erkek ise, hasminin
gazabindan kurtulmak için çogu kez "kan bedeli" ödemek zorunda kalir.
Zazalarda boşanmak yasaktir. Yedi yil karisindan ayri yaşayan erkek
kabileden kovulur. Eş cisellik de büyük bir günah sayilir ve sitlari ortaya
çiktiginda böylelerini şiddetle cezalandirirlar. Zazalar uyur-gezerlik ve
benzeri hastaliklara insanin içine yerleşen kötü ruhlarin neden olduguna
inanir, bu hastaliklari dualar ve büyülerle iyleştirmeye, yani kötü ruhu
kovmaya çalişirlar.
Dersim Ermenileri gibi Zazalar da domuz ve tavşan eti yemezler. Onlarin
nazarinda tavşan bir kedi türüdür. Fransiz gezgini T. Gilbert 1870 de
yayinladigi "Journal Asiatique"de Zazalarin kara köpeklere de taptiklarina
tanik oldugunu iddia eder.
şarap içmekten hoşlanir, kadehi iki elle tutarak dudaklarina götürürler.
Bununla birlikte sarhoşlari ayiplarlar.
Cok yaygin olan bir inanca göre, Tanri her insani ya da canliyi
yaratirken onun kismetini de, geçim hakkini da beraber yaratmiştir.
Dolayisiyla bu ölümlü dünyada her canlinin payina düşen bir şeyler vardir.
Kedi ve köpegin aileye kismet getirdigine inanirlar. Kirlangiçlar çati
altina, ya da leylekler bahçedeki agaçlara yuva yaptiklarinda çocuklar gibi
sevinir, "Başimiza kismet kuşu kondu", derler. Karincalarin mutluluk
getirdigine de inanirlar. Evin bir köşesinde karinca yuvasi bulduklarinda
ailece bu yuvayi koruma altina alir, karincalari incitmemek için ellerinden
geleni yaparlar.
Kem göze de inanir, kimi insanlarin iyi, kimilerinin de kem gözlü
oldugunu iddia ederler. Bu ôzelligin de kişinin iyi yada kötü kalpli, adil
ya da kisganç olmasindan kaynaklandigina inanirlar. Kem gözden korunmak için
giysilerinin belirli bir yerini mavi boncuk takarlar. Genelde iyi gözlü
saydiklari insanlara hürmet eder, kem gözlü saydiklariyla karşilaşmamaya
çalişirlar.
Yarasalar Kötü ruhlarin habercisi sayilir. Eve yarasa girdiginde
kapilari, pencereleri örter, ocagi yakarak dumaniyla yarasayi bogmaya
çalişirlar. Ermeniler gibi Zazalar da baykuşlarin ugursuz olduguna inanir,
evin bacasina konan baykuşlari kovalar, yaylalarda baykuşa rastladiklarinda
hemen sürülerini başka yere naklederler. Horoz gibi öten tavuklari ugursuz
sayar, hemen oracikta keserler.
Hemen her evde iyi bir perinin yaşadigi kabul edilir, bunlarin evi kötü
ruhlardan koruduklarina inanir.Bundan dolayi iyi ruhlara zarar vermemek için
gûneş battiktan sonra evi süpürmezler. Yine ayni nedenle güneş battiktan
sonra evden çikan, köprüden geçen, köşeyi dönen, ahira ya da agila girenler
"bismillah" çekmek zorundadir.
Zazalar yaylalar, otlaklar, daglar ve ormanlar da "pirler" yani ruhlarin
yaşadigina inanir, geceleyin ormanda, ovada, baglar ve bahçelerde ve
daglarda bir ses işittiklerinde, bu ses yaprak hişiltisi bile olsa bunu
ruhlara atfeder, gece-yarisindan sonra ruhlarin sohbete koyulduklari veya
şarki söylediklerine inanirlar.
X X X
Agaçlara ve genelde bitki dünyasina karşi saygi beslemek de Zazalarin bir
başka özelligidir. Tomurcuklanan agaçlar veya fidanlari kesmek çok agir suç
sayilir. Bu yüzden ilkbaharda ormanda agaç kesmez, ama çok darda
kaldiklarinda kuru dallari kirmakla yetinirler. Yaş odunlarin yanarken
çikardiklari çitirtilarin agacin içinde yaşayan ruhlarin şikayetini dile
getirdigine inanir, bunlari incitmemek için en az üç yil önce kesilmiş
odunlari yakarlar. Genelde her agaç ve fidan Zazalarin nazarinda canli bir
varliktir ve orman perileri bunlarin araciligiyla soluk alirlar. Ormanda
agaç sonbaharda, ekinler biçildikten hemen sonra kesilir ve uzun zaman
yakilmaz, kurumaya birakilir.
Ormana kasitli olarak zarar vermek, hele orman yanginina neden olmak
günahlarin en büyügü sayilir. Ormani ateşe veren insanlik ve Tanri düşmani
ilan edilerek yargilanir ve, kural olarak, ölüme mahkum edilir. Orman
yanginini çikarani öldürmek her Zazanin kutsal görevidir. Dersim'in daglik
bölgelerinde en çok ragbet gören agaçlar çam, bir de saglamligin sembolü
sayilan meşedir. Cogu kez ziyaret yerleri meşe agaçlarinin altinda bulunur.
örnegin, Firat irmaginin kiyilarinda, Hindzorek ve Puta köyleri arasinda yer
alan daglik arazide, G.Halacyan'in tanikligina göre, iki kalin gövdeli meşe
agaci vardi ki, bunlar "Aziz Minasin meşeleri" adiyla ünlüydüler. Bunlarin
yildirim çektigi ve firtina sirasinda insanlari kurtardigi söylenirdi.
Agaçlarin çevresinde ki arazi de kutsal sayilirdi. Düşman tarafindan takip
edilenler, hatta kiz kaçiranlar bu araziye ayak basinca dokunulmazlik elde
ederlerdi. "Aziz Minasin meşelerinin" gölgesine siginanlara el sürmeye
kimsenin hakki yoktu. Sözkonusu meşelerin mucizeler yarattiklari söylenirdi.
Harman zamani sona erdikten sonra yakin ve uzak köylerden Ermeni ve Zaza
köylüleri bu agaçlari ziyarete gelirlerdi.
Kutsal agaçlardan biri de ardiçti. Halacyan, yukarida adlari geçen
meşelerin batisinda, Surp Hovhan manastirinin çan kulesinin bitişiginde bir
ardiç korulugu bulundugunu anlatiyor. Bu koruluga "Aziz Hovhan'in ardiçladi"
denilir, bunlarin civar bölgeyi kurakliktan kurtardigina inanilirdi. Yagmur
duasi okumak için köylüler bu korulukta toplanir, kurban keserlerdi.
Koruluktaki kuru agaçlarin odunu ancak kurban eti pişirmek için yakilir,
bunlari eve götürmek günah sayilirdi. Bu tabuyu bozanlarin hemen oracikta
Tanrinin gazabina ugrayacagi söylenirdi. Halk arasinda çok yaygin bir
rivayet vardir. Muş civarinda ki köylerden birinde din degiştirerek
müslümanligi kabul eden bir Zaza yaşamaktadir. Savaş meydaninda hasmini
öldürmüş, sonra da yakinlarinin öç alacagindan korkarak kaçip Dersim'e gelir
ve Hindzorek köyüne siginir. yerli halk Aziz Hovhan'nin korulugunda odun
toplamamasi için onu uyarsa da, o bu uyarilara kulak asmaz, öküzleri arabaya
koşup koruluga gider, topladigi odunlari yükleyip köy yolunu tutar. Cok
geçmeden öküzlerden biri çatlar. Köye yaklaştiginda ise küçük oglunun ölüm
haberini alir. Dehşete kapilan köylüler arabayi gerisin geriye koruluga
sürer ve odunlari oraya boşaltirlar.
şunu eklemeyi unutmayalim ki, kutsal agaçlar ve çaliliklari ziyarete
gelenler sadece dua okuyup kurban kesmekle yetinmez, agaç dallarina renkli
kumaş parçalari baglarlar.
Zazalarin dünya görüşü ve dini inançlarinda tatli su kaynaklari, göller
ve irmaklarin da önemli yeri vardir. En çok ragbet gören irmaklar ise Firat
ve Alazani (Karasu) idi.
Bunlarla ilgili türlü inançlar vardir:
1- Firati ya da Alazani'yi yüzerek geçen bir adam eliyle gebe kadinin
dudaklarina dokununca dogum sancilarini hafifletir, dogumu kolaylaştirir;
2- Iki irmaktan birini yedi kez yüzerek geçene savaş meydaninda kurşun
işlemez;
3- Yine ayni adam su perilerine dua okuyarak yagmur yagdirabilir;
4- Irmaklarda su perilerinin yaşadigi kesime yilda bir kaç kez gökten
kutsal işik iner. Bu işigi gören muminler Firat ve Alazani'den kendi
elleriyle doldurduklari testinin suyunu hastalarin yüzüne ve gögsüne
serpeleyerek en agir hastaliklari bile iyileştirebilirler;
5- Eger günahkarlar yaptiklarina pişman olup bu irmaklardan birinde
yüzerse, suçlari bagişlanir;
6- Kisir kadinlar Firat ve Alazani'de yaşayan su perilerinden yardim
umar, bu irmaklarda yüzdükten sonra hamile kalacaklarina inanirlar.
Dersim'in kutsal daglari gibi, Firat ve Alazani de kollariyla dagli
halklari kucakliyarak diş düşmanlardan korur, onlara güç ve yigitlik
bahşederdi. Kutsal irmaklarin suyunu kirletmek suçlarin en büyûgü sayilirdi.
Bazi ziyaret yerleri de pinarlarin çevresinde bulunurdu. Içlerinde en
ünlüsü, Surp Sarkis manastiri yakinlarindaki Kapiye Hazreti Hizir veya Surp
Sarkis pinariydi. Dujik baba daginin yalçin tepesinden fişkiran bu pinarin
her hastaliga şifa oldugu söylenirdi.
Zazalarin dini inanç sisteminde dag tepeleri, iri kayalar, dag oyuklari
ve magaralarn da ayri bir yeri vardir. Zazalarin en çok saydiklari tepeler
Dujik baba, Minzur(Mindzur), Silvus (Sulvis), Bagir baba ve Mal'dir.
Dujik baba Dersim'in batisinda bulunur. Kötüleri cezalandirdigi ve
düşmanlari taşliyarak yok ettigine inanilir. Dagin tepesinde Hazreti
Hizir'in (Surp Sarkis'in) atinin ayak izleri kalmiştir. Genelde Dujik baba
Dersim'in sembolüdür ve bölgede yaşayan Ermeniler'de ondan saygiyla söz
ederler.
Silvus dagi Dersim'in en yûksek tepesidir ve yamacindan fişkiran
"Ölûmsüzlük pinayila" ünlüdür. Her yil mayis'ta ve eylül'de civar köylerin
halki bu kutsal pinari ziyarete gelir. Sivus çoban kavimlerin koruyucusu
sayilir. şunu söylemeyi de unutmayalim ki, Dersim ve komşu illerde ki yer
adlarinin çogu gibi, Sivus da Ermenice kökenli bir sözcüktür. Dogubilimci
Molinin-Sil'in yorumlamasina göre, Ermenice "Surp luys" (kutsal işik)'tan
kaynaklanir.
Dersim'in kuzeyinde yükselen Bagir baba daginin da firtinalar kirali
oldugu söylenir. Yerel inançlara göre, düşman Dersim'e saldiripta ta Dujik
baba alarm çani çalinca, bu çagriya ilk tepki Bagir baba'dan gelir. Ardindan
Minzur, Silvus ve Mal daglari elele vererek düşmani yok ederler.
Mal dagi da Hozat'in kuzeybatin da yükselir ve hiristiyanlarin koruyucusu
sayilir. Bu dagin eteklerinde yüzlerce ermeni kilisesinin harabelerine ve
binlerce haçkarlara (haç şeklinde ki taş anitlar, haçli taşlar) rastlanir.
X X X
Böylece Zazalarin dini ve sosyal yaşami üzerine yaptigimiz kisa araştiri bu
bir avuç dag halkinin geleneksel dünya görüşünün, kural olarak, kendilerini
çevreleyen dogadan ve maddi durumlarindan etkilendigini gösteriyor. Ön Asya
halklarinin çogu gibi, Zazalarin dünya görüsünün çesitli katmanlari
(felsefi, dini ve sosyal) birbiriyle içiçe kaynaşmiş bulunuyor. şunu da
vurgulamak gerekir ki, islamin ana akimlarindan biri sayilan şiiligin
temsilcileri olmalarina ragmen, Zazalarin dünya görüşü kismen hiristiyanlik
(Ermeni) katmanlarinin geleneklerini de içine almiştir. Zazalarin kültürel,
sosyal ve tinsel yaşamlarinda hiristiyanlik geleneklerinin izlerine
rastlanmaktadir.
Bu makalede biz, kasitli olarak, Zazalarin dini ayinleri ve kurumlari
üzerinde durmadik, çünkü bunlar bizi ilgilendiren dünya görüşü
problemlerinin dişinda kaliyor. Bu problemlere de bu kitapta yer alan bir
başka yazida deginecegiz.
Not:
1-Burda vurgulanan "Türk" kimligi, osmanli otoritesini temsil eden memur,
asker vd. olarak algilanmalidir. Alevi Türkmenlerle otorire karşitligindan
dolayi sicak ilişkilerini korumuşlardir. (S.Z.)