Ali KILINC
Yezidilerin dili hemen hemen Farsça‛ya yakın bir
dildir. Bununla beraber bu dil büyük farklılıklar
göstermekte olup, birbirlerini anlayabilmek için çok
defa başka bir yardımcı dile ihtiyaç duyarlar. Farklı
dine sahip olmaları neticesinde, Kürtlerden kesin
şekilde ayrı bir gurup teşkil etmişler. Sincar
Yezidileri, Arapça da konuşur. Yezidilerden hiç olmazsa
bir kısmının önceleri Arapça konuşmuş olmaları ve an‛anelerini
aldıkları Suriye ve Babil‛den göç etmiş oldukları
faraziyesi de bütünüyle reddedilmez.
YEZİDİLERİN MUKADDES KİTAPLARI
Yezidiler bütün ibadetlerinde, konuşma dili
kullanılmaktadır. Yaratılıştan önce mevcud oldukları ve
orijinal nüshalardan öğrendiklerei iddia edilen mukaddes
iki kitablarının Arapça oldukları çok daha dikkat
çekicidir; oysa rahip ve kavvallerinin bazıları biraz
Arapça bilirler. Bu kitaplar, Kitãb-ı Celve (”tecelli
kitabı”) ile Mushf Rēş (”Kara kitap”)‛tır. Kara, saygıya
değer bir mefhum olarak görünmektedir. Bunlardan Kitãb-ı
Celve, Melek Tavus‛un yanından, sonradan, Yezidilerin
kurtuluşu için bizzat onun tarafından indirilmiş olup,
bir mukaddime ve beş bölümden ibarettir.
Bu bölümlerin birinci bölüm, 13 madde olup, Tavus
Melek‛in ezelde ve halen var ve vazifesinin insanları
ıslah ve bir sıkıntı halinde olarak her zaman yardımcı
olduğunu; ikinci bölüm, 10 madde olup, bu maddelerde
Melek Tavus‛un insanları istediği şekilde cezalandırıp,
mükafatlandırdığını, Arz‛ın altına ve üstüne
hükmettiğini, sadece kendi emirlerini yerine getirmek
gerektiği ifade edilmektedir. 8 maddeden teşekkül eden
üçüncü bölümde ise, bütün bilgileri, sevdiklerine kitap
olmadan verdiği, yer, gök ve denizdeki bütün mahlukatın
kendi hakimiyeti altında olduğu, yer altındaki bütün
defineleri bildiği anlatılır. 9 maddeden meydana gelen
dörtüncü bölümde, haklarını başka ilahlara vermeyeceğini,
müslüman, yahudi ve hıristiyanların, onun inançlarından
kendilerine uygun düşenlerini alıp, diğerlerini
bozdukları ifade edilir. Beşinci bölüm ise, 4 maddeden
ibaret olup, burada şahsına ve resmine saygıda
bulunulması ve kendi inançlarının ve eşyanın olduğu gibi
korunması emredilir.
Semavi olarak kabul edilen Kitãb-ı Celve‛ye mukabil
Mushf-ı Rēş, yeryüzüne ait bir kitab olup, Yezidilere
dair geçmiş vakalar ile Yezidilik adabını içine alır.
Yezidilerin kutsal kitapları gözden geçirilince, belirli
bir hayal kırıklığına düşmemek mümkün değildir. Şeyh
Adi’yi övmek üzere Arapça olarak yazılan ve ilahiyat
bakımından büyük bir değer taşıyan 80 beyitlik bir ilahi
onlarca, bir nevi mukaddes kitap sayılır.
Yezidilikte, Yezidilerin, çok doğru gözükmeyen
şimdiye kadar muhafaza edilmiş olması gereken eski
Zerduştiliğin bakiyesinin gerçekten kalıp kalmadığı
bilinmemektedir. Ayni şekilde bununla ilgili mefhumların
zamanla, yabancı unsurların kabulü neticesinde tamamıyle
değişip değişmediği veya Yezidilerin, eski Mani’ler veya
son Nasturi ve Yakubiler veyahutta Suriye’nin, Sincar’da
kalıp tecridedilmiş bulunan islami veya diğer düşünceler
etkisinde kalmış topluluklarından olup olmadıkları belli
değildir.
Spiro’ya göre, Yezidilik, Asurlu, İranlı, hıristiya
ve müslüman unsurlarıyla karışmış bir Maniheizm’den
doğmuştur. Her halde, İran unsuru, büyük bir rol oynar
ve galiba hatta bir çok bakımlardan hıristiyanlık ve
daha çok islamiyete yaklaşan Yezidi akidesinin başlıca
temelini teşkil eder.
Asıl akidede, galiba altı ikinci derecedeki Tanrı,
tamamıyle kaybolmakta ve yerlerini Tanrı ve Melek Tavus
arasındaki ikilik almaktadır. Tanrı dünyanın koruyucusu
değil, sadece yaratıcısıdır; O, faal değildir ve dünya
ile ilgilenmez. Tanrı iradesinin faal ve yürütücü uzvu,
Melek Tavus olup, galiba tenasuh sayesinde,
Tanrılaşmasına söz verilmiş olan Şeyh Adi ile bir birlik
taşkil etmektedir. Melek Tavus, Tanrı’nın ikinci
şahsiyeti olup, onun faal suretidir. Tanrı ile bir,
çözülmez bir şekilde Tanrı’ya bağlıdır. Bu manada
Yezidiler tek Tanrılıdırlar. Ancak, Tanrı ile insan
arasında vasıta olarak hizmet gören yarı ilah veya
ilahlar bulunur.
Horten’e göre, Yezidilerin dini, aydınlığın saf bir
inancı olup, eski İranlıların ikili sisteminin bir
zaferini temsil eder. Melek Tavus, kötülük ilkesi değil,
aksine, mutlak bir şekilde, dünyadaki ilahi nizamın
zaruri olan bir parçası ve kötülüğün enfusiliği ve
izafiliğinin tam bir anlayış içinde zaruri olarak
tanınmasınınn inkarıdır.
Melek Tavus, bir iyilik Tanrısı’dır. Yezidilik,
Şeytan’a hiç bir saygı göstermez. Efsaneye göre, ona
yeniden tövbe etmesi sebebiyle. Tanrı tarafında
bağışlanan gözden düşmüş bir melek olarak bakarlar.
Yezidiler, açık bir şekilde bizim anladığımız manada, ne
cehennem ve şeytana, ne de kötülük ilkesinin bir timsali
olması gereken cehennem azabına inanır. Kötülük, inkar
edilir. Efsaneye göre, Melek Tavus’un cehennemde 7.000
yıl tövbe göz yaşlarıyla doldurduğu yedi testi ile
cehennem ateşi söndürülmüştür. Bu kurtuluş nazariyesi
ile cehennemin yenilmesinin Yezidi efsanelerinde farklı
şekilleri vardır. Ebedi cehennemin var olmadığına dair
görüşe, sürekli doğuşlarla tedric bir temizlenmeyi
mümkün kılan tenasuhun varlığına inanış tekabül eder.
Melek Tavus’un adının Tanrı adı olarak söylenmesi
kesinlikle yasaktır. Beyaz inci mahiyet itibarı ile
totem ”Tavus” ’la aynıdır. Tavus sözde eti bozulmadığı
için, Güneş ve ölümsüzlüğün timsali olarak eski
hıristiyan ve diğer dinlerde de rol oynar.
Yezidilerin yaratılış efsanesine göre, bir rivayette,
Tanrı kainatı yaratmak isteyince, kendi ezeli ve ebedi
nurundan beyaz bir inci yarattı. Onu bir papağanın
sırtına yerleştirdi. İnci, papağanın sırtında kırk bin
yıl kaldıktan sonra, Tanrı, inciyi ikiye ayrılıp içinden
bu dünya çıktı. Düküntülerinden ise, nehirler ve
denizler meydana geldi. Başka bir rivayete göre ise,
beyaz inciden alınan iki parça ile güneş ve ay
yaratılmış. Chwolsohn ve Lidzbarski’nin, Tavus’un Babil
Asur ilahı Tamuz (Arami dilde Tamuza) adına tekabül
ettiğine dair faraziyeleri, dayanaksızdır. Yezidiliğin
ilah Tamuz’la hiç bir ilgisi yoktur. Aynı şekilde Taus
doğru değildir. Buna karşılık Tavus doğru olabilir.
Melek Tavus’un horoz veya Tavus olarak kuş şeklinde
temsil edilmesinin menşei ve tabiatı meselesi, henüz
çüzümlenmemiştir.
Sancak: Yezidilik, en açık ifadesini, tunçtan veya
demirden yapılmış tavus kuşu şeklinde, bir kısmı
tamamiyle sanat değeri olmayan, diğerleri İran yapımlı
çok güzel şekillerden ibaret olan sancak’da bulunur.
Dünyanın yaratılışında yer alan yedi meleğin sayısına
göre yedi sancak vardır; bu sancaklar, tenasuh sayesinde
Tanrı mertebesine yükselmiş bulunan şu şahsiyetlerin
adlarını taşır: Davud, Şeyh Şems el-Din, Yezid, Şeyh Adi,
Şeyh Hasan el-Basri ve Mansur. Bu sonuncusu en eski
sancak olarak telekki edilir ve 308 kg. Ağırlığında olup,
Sancak’ların halifesi adını alır. Onun, daima Şeyh
Adi’nin mezarı yanında kaldığı ileri sürülür. 7. Sancak
bütün listelerde eksiktir. İzday cancak’ının adı,
yukarda zikredilmemiştir.
Altı sancak, her yıl, Yezidilerin hakim oldukları
muhtelif bölgelerde dolaştırılır: 1. Yılda üç defa,
Musul ve Şeyhan; 2. İki defa Sincar ve Elcezire; 3. Bir
defa Diyarbekir; 5. Bir defa Takrit ve Samarra v.b.; 6.
Bir defa Nusaybin, Bayezid, Van ve Kafkasya’da
dolaştırılan sancak’lar, kavval’ler ve Koçak’lar
tarafından gösterişsiz kılıflardan alınarak tehlikeli
yolculukta taşınırlar. Kaybolma halinde, derhal
yerlerine yenileri konulur. Sancak’lar, Şeyh Adi’deki
Hazinet el-Rahman’da muhafaza olunurlar.
Burada, mukaddes mahallin giriş kapısının sağındaki
dik duvar üzerine çizilmiş insan boyundaki siyah yılan
zikredilmelidir. Aynı duvarda kazınmış her türlü garip
şekiller bulunur; halkalar, hançerler, bir tür garip
haçlı sopa veya yedi kollu bir asa, eller, kaşıklar,
çengelli çubuklar ve taraklar. Hacılar için vadinin her
tarafına serpiştirilmiş küçük evlerin duvarlarında da
münferid olarak aynı işaretler bulunduğuna göre, bunlar
muhtemelen, aile veya kabilelerin alametleridir.
asrımızın başlarında Sincar’daki emirlerin, ikdidar için
kendilerine sağlam gelir temin eden bir sancak elde
etmek üzere mücadelede bulundukları göze çarpmaktadır.
Yezidilerin üstün yaratılma düşüncesi dikkat
çekicidir. Yezidiler, içinde Adem’le üstünlük kavgası
yapan Havva’nın tohumu bulunan testinin, sadece bit
hasıl ettiği halde, kendilerinin Adem’in dokuz ay kapalı
bir testi içinde bulunan tohumundan doğan bir çocuk (Şahid
b. Cayyar) veya ikizlerden birinden geldiklerine
kanidirler. Buna, aynı zamanda, onların Adem ve
Havva’nın soyundan gelen diğer insanlarla karışmalarına
müsaade etmiyen Yezidilerin kanaatlerini eklemek
lazımdır. Ancak Yezidi olmak için Yezidi olarak doğmak
gerekir. Dışa karşı bu kesin tecerrüd, içte, katı bir
kast teşkilatı tarafından pekiştirilmiştir.
Bir Yezidi için en korkunç ceza, mensup olduğu
toplumdan atılmakdır; zira ruhunun kaderi de bu akibete
bağlıdır. Bu şekilde haram kabul edilen (Tahrim) Yezidi
bütün haklarını kaybetmiş sayılır, hatta karısı ve
çocukları da onu reddederler. Lanetlenen bir din adamı
ise, sakalı kesilerek menfur ilan edilir ve Şeyh Adi’nin
türbesine götürülerek hırkası alındığı gibi, malı da
müsadere edilir. Bir nevi afaroz olan bu adeti,
hıristiyanlığa bağlamak istiyenler olduğu gibi, bunu Hz.
muhammed’in Tebuk seferinden sonra savaşa katılmayan üç
müslümana karşı takındığı tutuma bağlıyanlar da vardır.
DEVAMI – YEZİDİLERİN AHLAKİ VE AMELLERİ