Zazaki    Français    Laz    Türkçe     Armenian    Suryani    Deutche    Kurmanc    English

   
   

 

   
Dersim jenosidi
Munzur

Baski ve Teror
Action
Duyurular
Resimler
Dillerimiz

Etnik Kimlik
Alevilik Kizilbaslik
Politika
Diaspora

Linkler
Forum

Tarihi Eserler

Otokton Halklar

Haritalar

Anasayfa

 

    Back to Top

YAZIDILERIN DILI VE DINLERI

Ali KILINC

Yezidilerin dili hemen hemen Farsça‛ya yakın bir dildir. Bununla beraber bu dil büyük farklılıklar göstermekte olup, birbirlerini anlayabilmek için çok defa başka bir yardımcı dile ihtiyaç duyarlar. Farklı dine sahip olmaları neticesinde, Kürtlerden kesin şekilde ayrı bir gurup teşkil etmişler. Sincar Yezidileri, Arapça da konuşur. Yezidilerden hiç olmazsa bir kısmının önceleri Arapça konuşmuş olmaları ve an‛anelerini aldıkları Suriye ve Babil‛den göç etmiş oldukları faraziyesi de bütünüyle reddedilmez.

YEZİDİLERİN MUKADDES KİTAPLARI

Yezidiler bütün ibadetlerinde, konuşma dili kullanılmaktadır. Yaratılıştan önce mevcud oldukları ve orijinal nüshalardan öğrendiklerei iddia edilen mukaddes iki kitablarının Arapça oldukları çok daha dikkat çekicidir; oysa rahip ve kavvallerinin bazıları biraz Arapça bilirler. Bu kitaplar, Kitãb-ı Celve (”tecelli kitabı”) ile Mushf Rēş (”Kara kitap”)‛tır. Kara, saygıya değer bir mefhum olarak görünmektedir. Bunlardan Kitãb-ı Celve, Melek Tavus‛un yanından, sonradan, Yezidilerin kurtuluşu için bizzat onun tarafından indirilmiş olup, bir mukaddime ve beş bölümden ibarettir.

Bu bölümlerin birinci bölüm, 13 madde olup, Tavus Melek‛in ezelde ve halen var ve vazifesinin insanları ıslah ve bir sıkıntı halinde olarak her zaman yardımcı olduğunu; ikinci bölüm, 10 madde olup, bu maddelerde Melek Tavus‛un insanları istediği şekilde cezalandırıp, mükafatlandırdığını, Arz‛ın altına ve üstüne hükmettiğini, sadece kendi emirlerini yerine getirmek gerektiği ifade edilmektedir. 8 maddeden teşekkül eden üçüncü bölümde ise, bütün bilgileri, sevdiklerine kitap olmadan verdiği, yer, gök ve denizdeki bütün mahlukatın kendi hakimiyeti altında olduğu, yer altındaki bütün defineleri bildiği anlatılır. 9 maddeden meydana gelen dörtüncü bölümde, haklarını başka ilahlara vermeyeceğini, müslüman, yahudi ve hıristiyanların, onun inançlarından kendilerine uygun düşenlerini alıp, diğerlerini bozdukları ifade edilir. Beşinci bölüm ise, 4 maddeden ibaret olup, burada şahsına ve resmine saygıda bulunulması ve kendi inançlarının ve eşyanın olduğu gibi korunması emredilir.

Semavi olarak kabul edilen Kitãb-ı Celve‛ye mukabil Mushf-ı Rēş, yeryüzüne ait bir kitab olup, Yezidilere dair geçmiş vakalar ile Yezidilik adabını içine alır. Yezidilerin kutsal kitapları gözden geçirilince, belirli bir hayal kırıklığına düşmemek mümkün değildir. Şeyh Adi’yi övmek üzere Arapça olarak yazılan ve ilahiyat bakımından büyük bir değer taşıyan 80 beyitlik bir ilahi onlarca, bir nevi mukaddes kitap sayılır.

Yezidilikte, Yezidilerin, çok doğru gözükmeyen şimdiye kadar muhafaza edilmiş olması gereken eski Zerduştiliğin bakiyesinin gerçekten kalıp kalmadığı bilinmemektedir. Ayni şekilde bununla ilgili mefhumların zamanla, yabancı unsurların kabulü neticesinde tamamıyle değişip değişmediği veya Yezidilerin, eski Mani’ler veya son Nasturi ve Yakubiler veyahutta Suriye’nin, Sincar’da kalıp tecridedilmiş bulunan islami veya diğer düşünceler etkisinde kalmış topluluklarından olup olmadıkları belli değildir.

Spiro’ya göre, Yezidilik, Asurlu, İranlı, hıristiya ve müslüman unsurlarıyla karışmış bir Maniheizm’den doğmuştur. Her halde, İran unsuru, büyük bir rol oynar ve galiba hatta bir çok bakımlardan hıristiyanlık ve daha çok islamiyete yaklaşan Yezidi akidesinin başlıca temelini teşkil eder.

Asıl akidede, galiba altı ikinci derecedeki Tanrı, tamamıyle kaybolmakta ve yerlerini Tanrı ve Melek Tavus arasındaki ikilik almaktadır. Tanrı dünyanın koruyucusu değil, sadece yaratıcısıdır; O, faal değildir ve dünya ile ilgilenmez. Tanrı iradesinin faal ve yürütücü uzvu, Melek Tavus olup, galiba tenasuh sayesinde, Tanrılaşmasına söz verilmiş olan Şeyh Adi ile bir birlik taşkil etmektedir. Melek Tavus, Tanrı’nın ikinci şahsiyeti olup, onun faal suretidir. Tanrı ile bir, çözülmez bir şekilde Tanrı’ya bağlıdır. Bu manada Yezidiler tek Tanrılıdırlar. Ancak, Tanrı ile insan arasında vasıta olarak hizmet gören yarı ilah veya ilahlar bulunur.

Horten’e göre, Yezidilerin dini, aydınlığın saf bir inancı olup, eski İranlıların ikili sisteminin bir zaferini temsil eder. Melek Tavus, kötülük ilkesi değil, aksine, mutlak bir şekilde, dünyadaki ilahi nizamın zaruri olan bir parçası ve kötülüğün enfusiliği ve izafiliğinin tam bir anlayış içinde zaruri olarak tanınmasınınn inkarıdır.

Melek Tavus, bir iyilik Tanrısı’dır. Yezidilik, Şeytan’a hiç bir saygı göstermez. Efsaneye göre, ona yeniden tövbe etmesi sebebiyle. Tanrı tarafında bağışlanan gözden düşmüş bir melek olarak bakarlar. Yezidiler, açık bir şekilde bizim anladığımız manada, ne cehennem ve şeytana, ne de kötülük ilkesinin bir timsali olması gereken cehennem azabına inanır. Kötülük, inkar edilir. Efsaneye göre, Melek Tavus’un cehennemde 7.000 yıl tövbe göz yaşlarıyla doldurduğu yedi testi ile cehennem ateşi söndürülmüştür. Bu kurtuluş nazariyesi ile cehennemin yenilmesinin Yezidi efsanelerinde farklı şekilleri vardır. Ebedi cehennemin var olmadığına dair görüşe, sürekli doğuşlarla tedric bir temizlenmeyi mümkün kılan tenasuhun varlığına inanış tekabül eder. Melek Tavus’un adının Tanrı adı olarak söylenmesi kesinlikle yasaktır. Beyaz inci mahiyet itibarı ile totem ”Tavus” ’la aynıdır. Tavus sözde eti bozulmadığı için, Güneş ve ölümsüzlüğün timsali olarak eski hıristiyan ve diğer dinlerde de rol oynar.

Yezidilerin yaratılış efsanesine göre, bir rivayette, Tanrı kainatı yaratmak isteyince, kendi ezeli ve ebedi nurundan beyaz bir inci yarattı. Onu bir papağanın sırtına yerleştirdi. İnci, papağanın sırtında kırk bin yıl kaldıktan sonra, Tanrı, inciyi ikiye ayrılıp içinden bu dünya çıktı. Düküntülerinden ise, nehirler ve denizler meydana geldi. Başka bir rivayete göre ise, beyaz inciden alınan iki parça ile güneş ve ay yaratılmış. Chwolsohn ve Lidzbarski’nin, Tavus’un Babil Asur ilahı Tamuz (Arami dilde Tamuza) adına tekabül ettiğine dair faraziyeleri, dayanaksızdır. Yezidiliğin ilah Tamuz’la hiç bir ilgisi yoktur. Aynı şekilde Taus doğru değildir. Buna karşılık Tavus doğru olabilir. Melek Tavus’un horoz veya Tavus olarak kuş şeklinde temsil edilmesinin menşei ve tabiatı meselesi, henüz çüzümlenmemiştir.

Sancak: Yezidilik, en açık ifadesini, tunçtan veya demirden yapılmış tavus kuşu şeklinde, bir kısmı tamamiyle sanat değeri olmayan, diğerleri İran yapımlı çok güzel şekillerden ibaret olan sancak’da bulunur. Dünyanın yaratılışında yer alan yedi meleğin sayısına göre yedi sancak vardır; bu sancaklar, tenasuh sayesinde Tanrı mertebesine yükselmiş bulunan şu şahsiyetlerin adlarını taşır: Davud, Şeyh Şems el-Din, Yezid, Şeyh Adi, Şeyh Hasan el-Basri ve Mansur. Bu sonuncusu en eski sancak olarak telekki edilir ve 308 kg. Ağırlığında olup, Sancak’ların halifesi adını alır. Onun, daima Şeyh Adi’nin mezarı yanında kaldığı ileri sürülür. 7. Sancak bütün listelerde eksiktir. İzday cancak’ının adı, yukarda zikredilmemiştir.

Altı sancak, her yıl, Yezidilerin hakim oldukları muhtelif bölgelerde dolaştırılır: 1. Yılda üç defa, Musul ve Şeyhan; 2. İki defa Sincar ve Elcezire; 3. Bir defa Diyarbekir; 5. Bir defa Takrit ve Samarra v.b.; 6. Bir defa Nusaybin, Bayezid, Van ve Kafkasya’da dolaştırılan sancak’lar, kavval’ler ve Koçak’lar tarafından gösterişsiz kılıflardan alınarak tehlikeli yolculukta taşınırlar. Kaybolma halinde, derhal yerlerine yenileri konulur. Sancak’lar, Şeyh Adi’deki Hazinet el-Rahman’da muhafaza olunurlar.

Burada, mukaddes mahallin giriş kapısının sağındaki dik duvar üzerine çizilmiş insan boyundaki siyah yılan zikredilmelidir. Aynı duvarda kazınmış her türlü garip şekiller bulunur; halkalar, hançerler, bir tür garip haçlı sopa veya yedi kollu bir asa, eller, kaşıklar, çengelli çubuklar ve taraklar. Hacılar için vadinin her tarafına serpiştirilmiş küçük evlerin duvarlarında da münferid olarak aynı işaretler bulunduğuna göre, bunlar muhtemelen, aile veya kabilelerin alametleridir. asrımızın başlarında Sincar’daki emirlerin, ikdidar için kendilerine sağlam gelir temin eden bir sancak elde etmek üzere mücadelede bulundukları göze çarpmaktadır.

Yezidilerin üstün yaratılma düşüncesi dikkat çekicidir. Yezidiler, içinde Adem’le üstünlük kavgası yapan Havva’nın tohumu bulunan testinin, sadece bit hasıl ettiği halde, kendilerinin Adem’in dokuz ay kapalı bir testi içinde bulunan tohumundan doğan bir çocuk (Şahid b. Cayyar) veya ikizlerden birinden geldiklerine kanidirler. Buna, aynı zamanda, onların Adem ve Havva’nın soyundan gelen diğer insanlarla karışmalarına müsaade etmiyen Yezidilerin kanaatlerini eklemek lazımdır. Ancak Yezidi olmak için Yezidi olarak doğmak gerekir. Dışa karşı bu kesin tecerrüd, içte, katı bir kast teşkilatı tarafından pekiştirilmiştir.

Bir Yezidi için en korkunç ceza, mensup olduğu toplumdan atılmakdır; zira ruhunun kaderi de bu akibete bağlıdır. Bu şekilde haram kabul edilen (Tahrim) Yezidi bütün haklarını kaybetmiş sayılır, hatta karısı ve çocukları da onu reddederler. Lanetlenen bir din adamı ise, sakalı kesilerek menfur ilan edilir ve Şeyh Adi’nin türbesine götürülerek hırkası alındığı gibi, malı da müsadere edilir. Bir nevi afaroz olan bu adeti, hıristiyanlığa bağlamak istiyenler olduğu gibi, bunu Hz. muhammed’in Tebuk seferinden sonra savaşa katılmayan üç müslümana karşı takındığı tutuma bağlıyanlar da vardır.

DEVAMI – YEZİDİLERİN AHLAKİ VE AMELLERİ


 

 

 

 

   
 
    Back to Top