|
Zazaki
Français
Laz
Türkçe
Armenian
Suryani
Deutche
Kurmanc
English
Yazidi
Pontus
Anasayfa
|
21 Aralık 2008
Birgün Gazetesi
Tarihe "Kahramanmaraş Katliamı" olarak geçen olayların
üzerinden 29 yıl geçti. Faşist saldırıların, katliamların
birbiri ardına geldiği 1978 yılına, Kahramanmaraş
katliamının yapıldığı günlere tarihte kısa bir yolculuk
yapalım hep birlikte..
19 Aralık 1978 günü Çiçek Sineması"nda bir film
gösterilmekte... Salon "ülkücü" gençlerle dolu. Sovyetler
Birliği"ndeki "komünist zulmü" anlatan, Cüneyt Arkın ve Oya
Aydoğan"ın baş rollerini oynadıkları, Mehmet Kıhç"ın
yönettiği "Güneş Ne Zaman Doğacak?" isimli filmin arasında
bir ses bombası patladı. Gece yarısı patlayan bombanın
ardından "seyirciler" sokağa döküldüler. "Seyirciler",
birden bire "eylemci" olup, "Kanımız aksa da zafer İslamm!"
sloganını atarak CHP İl binasına saldırdılar...
Bir süredir şehirde dolaşan "Komünistler, Allahsız Aleviler
şehir suyuna zehir kattılar" söylentisi, "Sinemayı
komünistler bombaladı" söylemi ile birleşince olanlar oldu...
Ertesi gün Alevilerin oturduğu bir kahvehane bombalandı. 21
Aralık günü TÖB-DER üyesi iki öğretmen, Hacı Çolak ve
Mustafa Yüzbaşıoğlu öldürüldü. 22 Aralık"ta öldürülen iki
öğretmenin cenaze törenine on bin kişi katıldı.
Cenaze korteji Ulucami önüne geldiğinde cami içinde ve
çevresinde iki bin kişi silahlanmış bir şekilde cenaze
kortejini beklemekteydi. O gün, Bağlarbaşı Cami-i imamı
Mustafa Yıldız, Cuma vaazında halkı saldırıya şu sözlerle
hazırlamıştı: "Oruç tutmak, namaz kılmakla hacı olunmaz,
bir Alevi öldürürsen beş sefer hacca gitmiş gibi sevap
kazanırsın. Bütün din kardeşlerimiz hükümete ve
komünistlere, dinsizlere karşı ayaklanmalıdır."
Faşistlerin öncülüğündeki "karakalabalıklar", "Komünistlerin
ve Alevilerin cenaze namazı kılınmaz!" sloganı eşliğinde
cenaze kortejine saldırdı. Kortej dağıtıldı. Ama kalabalığın
"öfkesi" dinmemişti! Kahramanmaraş çarşısına doğru
yürüyüşe geçenler, CHP"li ve Alevi olan yurttaşlara ait
işyerleri tahrip ettiler. Çatışmalarda 3 kişi daha yaşamını
yitirdi. Daha önceden belirlenen evler ve işyerleri MHP ya
da ÜGD yazılarıyla, "Üç Hilal" işaretleriyle donatıldı.
Onlar haricindeki ev ve işyerleri yerle bir edildi. O gece
faşistler; sokak sokak, ev ev dolaşarak ertesi gün "komünist
Alevilerin silahlı saldırılarda bulunacağı" söylentisini
yaydılar.
"BİR ALEVİ ÖLDÜREN..."
Ertesi gün yani 23 Aralık"ta katliamın çağrısı Belediye
hoparlörlerinden ve Ulucami minarelerinden yankılanacaktı:
"Alevi kafirler, Yörükse-lim"de birçok din kardeşimizi şehit
ediyorlar. Allah"ını seven Müslümanlar hazır olsunlar!"
İşte, ülke tarihine koca bir utanç olarak geçecek olaylar bu
yalanla başlayacaktı...
Başta Yörükselim olmak üzere Alevilerin yaşadığı Serintepe,
Mağarah ve Yenimahalle semtlerinde evlere saldırıldı. Uzun
menzilli silahlarla taranan evler, bombalandı ve yakıldı.
Çoluk çocuk, kadın erkek demeden Aleviler vahşice
öldürülmeye başladı. Ellerinde silahlar, taşlar, sopalar,
keserler, baltalarla saldıran gözü dönmüş caniler tam bir
katliam yaptılar...
24 Aralık sabahı şehirde sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
Günlerdir devam eden olayları önlemekte yetersiz kalan
askerin yardım çağrısı dikkate alınmamış, şehre askeri güç
gönderilmemişti. O gün sokağa çıkma yasağına sadece Alevi
yurttaşlar ve polisler uydu. Olaylar sırasında saldırganlar
arasında polislerin de bulunması nedeniyle, polis görev
dışı bırakılmıştı. Sabahın erken saatlerinden itibaren
civar şehir ve köylerden gelen faşistlerin de yardımıyla
saldırılar başladı. Öğle saatlerinde CHP, TİP, TİKP, TÖB-DER,
POL-DER binaları yerle bir edilmişti. Av tüfeği satan
dükkânların yağmalan-masıyla silahlanan karakalabalıklar, "Müslüman
Türkiye" sloganı ile Alevi mahallerine bir kez daha saldırdı.
"Bugün cihat günüdür, bir Alevi öldüren cennete gider. Sütçü
İmam aşkına vurun!.." narala-
rıyla savunmasız insanlar kurşuna dizildi. Evleriyle
birlikte yakıldılar... Bütün bunlar yetmezmiş gibi,
hastaneler kuşatıldı. Bir şekilde kurtulan yaralılar
öldürüldü.
Şehir tam bir kıyamet günü yaşıyordu. Faşistlerin bir başka
yalanına, "Alevilerinin, dinsiz ve sünnetsiz" olduğuna
inanan o gözü dönmüş caniler yollarda erkekleri çevirip,
pantolonlarını indirip sünnetli olup olmadıklarına
bakıyorlardı.
25 Aralık günü de devam eden olaylar ancak gece yarısında
sona erecekti. 19 Aralık"ta başlayan olayların bilançosu
ağırdı: Resmi rakamlara göre 104 kişi, yaşayanlara göre de
111 kişi yaşamını yitirmiş, ıooo"in üzerinde insan
yaralanmış, 552 ev ve 289 işyeri tahrip edilip, yakılmıştı.
Bu katliamın sorumluları olarak ilk günlerde sadece 75 kişi
yakalanmıştı. Olaylar bütün Türkiye"yi sarstı. Faşistlerin
istedikleri olmuştu. Katliam, dehşet ve korku yaratmıştı. Ve
elbette öfke!..
KAHRAMANMARAŞ TOPLUMSAL OLAYLAR)!
Bütün bu olaylar olurken devlet ne yapıyordu diye soranlara
yanıt verelim. İktidarda CHP vardı, başbakan Bülent Ecevit"ti.
Olayların başlamasıyla birlikte yetersiz kaldığı, kendisine
yapılan saldırılar karşısında bile etkisiz kalan güvenlik
kuvvetlerine takviye bir türlü gelememişti.
Kahramanmaraş"ta yaşanan bu katliamı, "Kahramanmaraş
Toplumsal Olayları" olarak nitelendiren Ecevit, çareyi "sıkıyönetim"
ilan etmekte bulacaktı. 25 Aralık gecesi toplanan Bakanlar
Kurulu, Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ile Kara Kuvvetleri
Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin"in de katıldığı toplantıda
"yaygın şiddet eylemlerini" engellemek için 13 ilde
sıkıyönetim kararı aldı. Türkiye"yi 12 Eylül darbesine
götürecek süreç böylece başlamış oluyordu. Muhalefet lideri
Süleyman De-mirel, aylardır dile getirdiği sıkıyönetimin
ilanından çok memnundu. Elbette asıl memnunluğu bu
katliamla birlikte başbakanlığa daha fazla yaklaşıyor
olmasıydı. Demirel gibi sıkıyönetim isteyen bir başka lider
Alpaslan Türkeş"ti. O da bu durumdan memnundu ancak daha
önce Kahramanmaraş katliamının provası niteliğinde
sayılabilecek Malatya, Sivas ve Elazığ olaylarında olanların
dışında bir şey olmuştu. Katliam bütün Türkiye"de büyük
nefret uyandırmıştı. Katliamın ardında MHP ve ülkücülerin
olduğu gerçeği, bebekleri bile gözlerini kırpmadan
öldürenlerin sağcı olmaları "iç savaş" senaryolarını
bozmuştu.
ÖZAYDINLI"NIN RAPORU
Gelelim bu katliamın senaryo yazarlarına ve oyuncularına...
Dönemin İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı"nın özel bir ekibe
hazırlattığı ve kamuoyuna yansımayan bir rapordan bir
bölümü birlikte okuyalım: "18.12.1978 günü ÜGD Maraş şubesi
İkinci Başkanı Mustafa Kanlıdere, Ökkeş Kenger ve Üçüncü
Başkan Mustafa Tecirli"ye, "halkı kışkırtmak, tahrik etmek
ve isyanını sağlamak için, solcuların attığı süsü verilmek
kaydıyla, tahrip gücü az bir dinamit atılmasını" emretmiştir."
Yeni Gündem dergisinin 1986 yılında ilk kez açıkladığı rapor
Çiçek Sineması"nın bombalanmasıyla başlamaktadır. Raporda
akıllara takılan bir başka ilginç ayrıntı da olayların hemen
öncesinde şehrin konuklarının çoğalmasıdır. "19-25 Aralık
1978 tarihleri arasında Kahramanmaraş ili otellerinde kalan
kişilerle ilgili yapılan araştırma" ile ilgili bölümü
okuyalım: "19-20 Aralık günü yatan ve kendilerini Millî
Piyangocu olarak tanıtan 26 değişik isimli şahısın, Milî
Piyango İdaresi"nden alınan, 26 Ocak gün ve 0313/653 sayılı
yazıları ve ekinde bulunan belgelerden, ne sabit, ne de
seyyar bayi olmadıkları anlaşılmaktadır.
Kahramanmaraş ilinde de yeteri kadar Milli Piyango bayii
vardır. Ve 19-25 Aralık günlerinde çekiliş
olamayacağına göre, sahte meslek göstererek kalan bu
kişilerin, olaylardan haberdar olarak gelmiş militanlar
oldukları kanısı uyanmaktadır." [1]
Şimdi "sen bu piyangoculara niye taktın," diye soracaksınız...
Taktım, çünkü yıllar sonra tıpkı Kahramanmaraş"taki gibi
Alevilere karşı düzenlenen bir başka katliamda, 2 Temmuz
1993"te düzenlenen Sivas Katliamı"nda da rastladım bu
piyangoculara. Olaylardan sonra araştırma yapan
müfettişlerin raporlarında yine olaylar öncesi Sivas"a
gelen ve otel kayıt defterini dolduran "yabancılar"dan söz
ediliyordu. Kahramanmaraş"ın piyangocuları, Sivas"ta "Hicret
koşucuları" yani atlet olmuşlardı. Aslında durum apaçıktı.
Önce dışardan profesyonel katiler ve tertipçiler geliyor.
Halk tahrik edilerek olaylar başlatılıp, yönlendiriliyor ve
sonra şehir terk ediliyordu. Gerisini yıllarca birlikte
yaşadıkları komşularını baltalarla, keserlerle öldürebilecek
kadar "tahrik" olan o gözü dönmüş cani karakalabalıklar
hallediyordu!..
Olayların ardından belleklerde, gözleri oyulmuş, kolları
parçalanmış bedenler, tecavüz edilmiş kadınlar, yakılmış
yıkılmış evler kalmıştı. Bir de Süleyman Demirel"in
olayların ardından kendisini sıkıştıran gazetecilere
söylediği: "Bana sağcılar ve milliyetçiler cinayet işliyor
dedirtemezsiniz, böyle bir şey söylemiyorum, devlet cinayet
işleyenin yakasına yapışmak zorundadır" sözü belleklerde...
Kahramanmaraş Katliamı sanıklarına ne olduğuna gelince...
16 Nisan 1979"da askeri mahkemede başlayan dava, 8 Ağustos
1980"de sonuçlandı. Yargıtay"a giden davanın sanıkları, 1991
yılında çıkarılan terörle mücadele kanunu nedeniyle serbest
kaldı. Davanın bir numaralı sanığı Ökkeş Kenger -sonradan
soyadını değiştirerek Şendiler oldu - beraat ederek daha
sonra 1991 yılında MHP"den milletvekili oldu.
Aradan 28 yıl geçti, yeni iddialar ortaya atıldı. Ökkeş
Şendiler yanıtladı: "Kahramanmaraş"ta Ale-vi-Sünni çatışması
olmamıştır." Haklıdır... Aleviler kimseyle çatışmamış,
katledilmişlerdir!
Onlar yaşanan bu katliamın üstünü ne kadar örtmek
isterlerse istesinler, ne kadar "unutalım" derlerse
desinler, unutmayacağız, unutturmayacağız! [1] Yeni Gündem
dergisi, 23-29 Kasım 1986, sayı 36.
|
|