DERSIM SOYKIRIMI
Ali Ertem
70 yıllık zifiri karanlığın aydınlatılması, 70 yıldır
çiğnenen insanlık onurunun kurtarılması için hatırlatma!
Dersimliler: İnsanlığın suç saydığı her türlü
davranıştan uzak durdular. Sadece insana değil, tabiatta
canlı olarak kıpırdayan ne varsa olara saygı duydular;
hiçbirini incitmemek için ellerinden gelen her türlü
özeni gösterdiler. Başlarını gök kubbeye uzatan bin bir
kokulu dağlarını, cana can katan pınarlarını her mevsim
bir başka renge bürünen tabiatlarını kutsadılar. Emek
verdiler; bereketini buldular; aç kalmadılar; açık
kalmadılar; muhtaç olanı ortada bırakmadılar. Hiçbir
kavmi, hiçbir kimseyi, kılıç zoruyla, topla, tüfekle,
tahakküm altına almayı, kendileri gibi inanmaya
zorlamayı, akıllarının ucundan geçirmediler. Eğer ki,
silah kuşandılarsa, mala, cana, ırza kasteden zorbalara
karşı kendilerini savunmak mecburiyetinden kuşandılar.
Görevleri, insanlık içinde barışı, insanlar arasında
dostluğu, insan sevgisini yüceltmek olan rayberler,
dervişler, ozanlar, yetiştirdiler. Kalpleri, gönülleri
fethetmek için daima sevginin, aşkın sihirli gücüne
güvendiler. Başları dik, gönülleri tok, özgürce, insanca
yaşadılar ve hep öyle yaşamak istediler Dersimin
Kızılbaş Alevileri.
Dersim, zulmün peçesinden kaçan mazlumu darda bırakmadı.
Kapılarını sadece mazlumun izini süren zorbaların
suratına kapattı. Bu nedenle kendine sadece dost değil,
kanlı zalimleri de düşman kazandı. Seferler düzenlendi.
Ağır bedeller ödendi; Zulmet ki, tahtın yıkıla! dedi
Dersimin Kamilleri de. Direndiler kadın erke,
direndiler yaşlı genç teslim olmadı Dersim. Dersime
sefer olur, zafer olmaz dendi bu yüzden.
Şöyle buyurmuştu bir fermanında insanlığını iktidar
hırsına teslim etmiş Osmanlı sultanı Kanuni Süleyman:
Kızılbaş lekesi olanlar hapis iktifa edilmeli, bu
gibiler isabetli tedbirlerle elde edilerek habis
vücutları ortadan kaldırılmalıdır.* Çok acı çektirdiler;
çok cana kıydılar. Alevi, Hıristiyan, Ezidi, ayrım
yapmadılar. Boşunaydı vicdan, merhamet aramak, zayıfı
dize getirmeyi, başkalarının emeği ile yaratılana el
koymayı, öz be öz kardeşinin varlığını bile kendisi için
tehlike saydığından boynunun vurulmasını prensip haline
getirmiş bir egemenlik geleneğinde.
Nihayetinde, sömürdükçe oburlaştı ihtişamlı
imparatorluk; oburlaştıkça yozlaştı; başladı çürüyüp
dökülmeye. Ayakta kalabilmek için en son çareyi, kendi
gibi zalim, kendi kadar zorba Keiser Almanyası ile
dünyayı ateşe vermekte aradılar.
Ölüm fermanı kesilmişti 1915te, Anadolunun vefakâr,
çalışkan halklarının. Savaşı fırsat, fırsatı ganimet
bilen zalimler, talan ettiler masumun yurdunu yuvasını.
Kanlı bir tuzağa düşürüldüler Anadolunun mazlum
halkları (Ermeni, Süryani, Helen, Ezidi). Anadolu
Hıristiyanları üzerinde zulmün kol gezdiği kara günlerde,
yine Dersimli koştu komşusunun imdadına. Karar verdi
Erenler Meclisi, canını kurtarmak için Dersime sığınan
masumları soykırımcı katillere karşı savunmaya. Paylaştı
ekmeğini aşını darda kalanlarla. Seferber oldu Dersimin
yiğitleri, kuşandı silahlarını, kendilerine sığınan
30.000 canı Osmanlı egemenlik sahasından çıkararak, Doğu
Ermenistanın yetkili makamlarına teslim etmeye. Onlar
bu çetin sınavdan alınlarının akıyla çıktılar. Bu soylu
davranışı, Ermeni halkı daima minnetle anarken,
soykırımcı zihniyet de, Dersimlilere bunun bedelini,
Anadolunun Hıristiyan halklarına uyguladıkları imha
yöntemleri ile ödetmenin palanları peşindeydiler.
Mustafa Kemal hükümetinin, Topal Osman ve Kazım
Karabekir komutasındaki Koçgiri seferi, bu planın ilk
adımı idi. Girdikleri her yerde yine ellerini masumların
kanına buladılar. Dersimin her ne pahasına olursa olsun
teslim alınması, o günün koşullarına uygun olmadığı için
sadece ileri bir tarihe ertelendi. Çünkü, eski ittihatçı
yeni Kemalistler için Anadolunun, önce Hıristiyan
halklardan arındırılması çok daha önemliydi.
Her ne kadar kamuoyu, ikinci dünya savaşına saldırgan
Faşist iktidarların (Almanya, Japonya, İtalya ve bu
devletlerin gizli ve açık müttefikleri) sebep
olduklarını bilse de, Hitler gibi bir Nazinin,
İttihatçılığı ve Kemalizmi örnek aldığından yeteri
kadar haberdar değildir. Yurtta sulh, cihanda sulh
sloganı, Türkiye Cumhuriyetinin komünist tehlike önüne
bir engel olarak dikilmesinden sonra, batılı büyük
güçler için kullanılan içi boş bir söylemden ibaretti.
TC için ne egemenliği atındaki halklarla, nede komşu
halklarla sulh, hiçbir zaman mümkün olmadı. Ne ülke
içinde nede komşu ülkelerle görünür ve görünmez savaş
hali hiç ortadan kalkmamdı. Gerek Antakyanın, gerekse
Kuzey Kıbrısın ilhakı, Ermenistan sınır kapılarının 20
yıla yakın bir süredir kapalı tutulması ve bu günde
Güney Kürdistan için gündemde olan ilhak planları, TC
sulh politikasının somut örnekleridir. TCnin temeli
bir halklar mezarlığı olduğu kadar, 74 yıllık icraatı da
bir halklar hapis hanesi olma özelliğinden hiçbir şey
kaybetmedi. Türk olmayan halkların zoraki asimilasyonu,
hakları için direnenlerin imhası, hiçbir dönem
uygulamadan kaldırılmadı. 1915 soykırımının devamı
olarak Dersim harekâtı da, enine boyuna düşünülüp
planlanarak uygulamaya konuldu. Bu harekât, çocuk, kadın,
yaşlı, genç ayrımı yapmaksızın Dersim halkının bir
bölümünün imhası ile sonuçlandı. Katliamın sonrasında
uygulamaya konan program da (ana dilleri Zazacanın,
Kurmancinin yasaklanması, toplu sürgünler, çocukların
ailelerden koparılıp, kışla disiplini yatılı okullarda
asimle edilmeleri, bölgenin cami ve kuran kurları ile
donatımı vs.) bir soykırımın bütün özelliklerini içinde
taşıdı.
Dersim halkı bir türlü bilincinden atamadı bu vahşetin
acısını. Görgü tanıkları, kuşaktan kuşağa yüzlerce,
binlerce kez aktardı şahit olduğu insanlık suçlarını.
Hiç şüphesiz, sırf onlar değildi vahşetin tanıkları. Bu
konuda sadece N.Fazıl Kısakürekin aldığı haberleri ve o
dönemin emniyet müdürü olarak Seyit Rızanın
katledilmesinde önemli bir rol oynayan İhsan Sabri
Çağlayangilin anlatımları kamuoyuna yansıdı. Ne TKP,
nede kendini devrimci, ilerici olarak tanıtan patilerin
hiç biri, vahşeti mahkûm etme gereği duymadılar. Hem
tanık hem fail olan on binleri (asker ve sivil
görevliler) henüz kimse dinleyip kayda geçmedi. Hal bu
ki, insanlığa karşı işlenen suçların bilince çıkarılıp
kamu vicdanında mahkûm edilmesinde, sadece kurbanların
değil, faillerin ve alet olanların, ifadeleri de önemli
bir yer tutar. Bu açıklamanın çerçevesi, öteki
tanıklardan sadece ikisinin anılarının birer özetine yer
vermemize olanak tanımaktadır.
Birinci tanık, Şerefli Koçhisarın Demircili köyünden
Kazım Yavuz, harekâtın süresi boyunca Dersimde asker:
Oluk gibi kan akıtıldı, her taraf cesetlerle doldu.
diye başlardı söze. Sağ kalanları sığınaklardan,
mağaralardan, ormanların içinden topladık. Esir almak
yasaktı. Defnedilecekleri çukurları kendilerine
kazdırdıktan sonra, kadın, erkek, yaşlı, çocuk tümünü
tek sıra halinde çukurların kenarına dizerdik. Sonra
süngüler takılıp emir verildi mi, bir feryat bir inilti
kaplardı her tarafı. Hiç biri Türkçe bilmezdi. Süngüyü
vurduğum zaman, kurbanda boğazlanan öküzler gibi
böğürüyorlardı. Ama Kazım emmi sende hiç mi Allah
korkusu yoktu, çocuklara nasıl kıydın? diyenlere, Olur
mu olum, emir verildi, sona düşman düşmandır. Böyü,
güççü olmaz. Yarın böyür gene karşına dikilir derdi.
Elleri kanlı veda etti dünyaya.
İkinci tanık, soyadını henüz öğrenemediğimiz
Eskişehirde demir yolu işçiliği yapmış Bilecikli
Mustafa Amca, harekâtın süresi boyunca Dersimde
makineli tüfek kullanan bir asker: Çarpışma bitti,
ortalıkta askerden başka canlı namına bir şey
gözükmüyordu. Saklananların aranmasına geçildi. Bir
mağara tespit edildikten sonra içine gaz ve el bombaları
atıldı. Korku ve dehşet içinde çocukları ile birlikte
bir aile (anne, baba, en büyükleri 9 10 yaşlarında 3
kız, 2 oğlan) dışarı çıkarıldı. Esir almak yasaktı.
Hemen yedisi de bir tümseğin üzerine dizildi ve komutan
makinelinin başına geçmemi emretti. Çok yakın mesafede
olduğum için o çocukların üzüm karası gözlerle bana
bakışları, sanki beni can evimden vurdu. -Onlar esir,
yapamam komutanım! dedim. -,Emrediyorum! dedi komutan.
-,O zaman beni de onların yanına dikin ve siz geçin
makinelinin başına! diyerek ellerimi yüzüme kapattım.
Sarf edilen küfürlerin hiçbirini duymak istemedi
kulaklarım. Onları öldürmek için gönüllüler zaten
sıradaydı. Utandım insanlığımdan. O çocukların bakışları
hiçbir zaman haylimden çıkmadı.
Böyle katledildi Dersimliler! Kapat ellerini yüzüne ey
insanlık!
Frankfurt, 1 Aralık 2007
Verein der Völkermordgegner e.V. Frankfurt / Main
Soykırım Karşıtları Derneği (SKD); Kontakt: Ali Ertem
Tel.: 0049/69/5970813; E-Mail: skd@gmx.net