Français   Armenian    Lazuri  Türkçe   Zazaki   Kurmanci   Deutche   English    Suryani

 

Post-modern Dersim sanatı

Caner Canerik

Küreselleşmenin dünyayı kocaman bir köye çevirdiği bu zamanlarda, fark ve özgünlük arayışları, yerel motiflerle ön plana çıkarken, Dersim kültürünün bu “piyasa” şartlarına ne kadar uyum sağlayacağı ve özgün kimliğiyle var olabileceği üzerinde tartışılması gereken önemli unsurlardan birisi.

Yüzeysel olarak Dersim Kültürüne bakıldığında, en önemli eksiklik olarak “yazılı” kültürün olmaması sürekli olarak gösterilen, vurgulanan bir olgu oldu. Bu, bir anlamda bu kültürün temelsiz olduğunu ve hiçbir şekilde var olamayacağı, olmadığı iddialarına önemli bir dayanak teşkil etti ve kullanıldı.

Tüm yitimlere rağmen, güçlü ve gelişkin bir sözlü kültürün hala varlığını sürdürebiliyor olması, yaşamın içerisinde; gizli, tanımlanmak istemeyen bir şekilde kendini göstermesi bu güne “miras” olarak kalan en önemli değer.

“Popüler” bağlamda “Dersim kültürü ve Motif” denilince, akla ilk gelen, en çok kullanılan kilim, cazim gibi örtü olarak kullanılan el dokuma ürünlerdeki şekiller oluyor. Hikaye, masal, efsane yada yaşanmışlıkların aktarıldığı sözlü edebiyatın içerisinde yer alan, hiçbir tuvale çizilmemiş, taşa kazınmamış, beyinlere çizilen Dersim Motifleri bu gün barındırdığı tüm o zenginlikle bir köşede keşfedilmeyi bekliyor.

Sözlü kültürün bu bağlamda önemli gelişmişlik ve ortaklaşalık yarattığına inanıyorum. En büyük avantajının da, yazılı olmaması nedeniyle, tutulan, anlatılan ve kendi alanı içerisinde “popüler” olan bu anlatılar, her anlatan kişiyle birlikte yeni imgeler oluşturuyor, yeni motiflere bürünüyor yeni çağrışım ve cümleler ekleniyordu.

Klasik anlayışla bakıldığında, bir hikayenin, efsane yada benzer anlatının ağızdan ağza farklılıklar göstermesi ve özgünlüğünü yitirmesi eleştiri konusudur. Ancak, burada tam tersi bir perspektifden bakıldığında, bu sözlü kültürün anlatıların toplumsallaşması ve tüm toplumun katkısıyla birlikte geliştirilmesini sağladığı için daha geliştirici olduğu kanısındayım.

Bireylerin, duyduklarını, kendilerine aktarılanı hafızalarında tutmak ve daha sonra da bunu aktarmak gibi sosyal doku içerisinde var olan “görevleri” yerine getirdikleri, gönüllülük esaslı bu eğitimin, kişisel gelişime çok önemli katkı sunduğu gerçeğiyle karşılaşıyoruz.

Dini yapının mutlak, baskıcı olmaması gibi insanları bir takım kalıplar içerisinde davranmaya ve konuşmaya zorlayıcı unsurların olmaması da, kişilik oluşturulmasında ve bu oluşturulan kişiliklerin de kendilerini dışavurmada sözlü kültüre çok önemli işlev yüklemektedir.

Kısmi olarak konu başlıklarını aldığım bu konuya ilişkin görüşmelerim ve bilgi arayışım sürüyor. Önümüzdeki günlerde dersim kültürünü iyi bilen ve sanatın içerisinde, popülerlikten uzak sanatçılarla konuya ilişkin hazırladığım yazıyı bitirip sunacağım. Ama geçtiğimiz günlerde yaptığım ve bu tezimi doğrulayan bir sanat anlayışıyla karşılaştığımda bu konuyu ayrı bir “hikaye “ olarak ele almayı ve klasik – geleneksel- Dersim kültürü ve modernizm, yada modern ötesi –post modern- akımla oldukça başarılı bir şekilde harmanlamayı başarmış bir sanatçıyı şimdiden ayrı olarak ele almaya karar verdim.

Az önce okumuş olduğunuz gibi, “Geleneksel Dersim kültürü ve modernizm, popülerizm” konu başlıklarında hazırlamayı tasarladığım yazı için tek bir şartım vardı. “Türkücü” olmaması, popüler olmak için icraatlarda bulunan birisinin olmamasıydı. Kendini, duygu ve düşüncelerini, kültürünü sanatla ifade etmede, “kitle” kaygısı gütmeden, en iyi bildiği, en iyi ifade edebildiği yolu seçen kişiliklerdi arayışım. Barlarda yada sağda solda popüler semboller, değerler, siyasal anlayış yada motifleri kullanarak sanat yaptığını iddia eden, herhangi bir siyasal anlayışın kitlesini hedefleyerek besteler yapan, “sanatçı” diye geçinen “tipleri” bir yana bırakmak zorunluydu.

Biliyordum ki aslında hangi bağlamda olursa olsun, popüler olmayı ve “halk nabzını” tutmayı iyi bildikleri için bu insanlar yazı malzemesi olarak en iyiyi vereceklerdi. Kendi köşelerinde kendilerini başarılı bir şekilde ifade eden, ortaya çıkma yada ortadan kaybolma “güdüsüyle” hareket etmeyen çok sayıda insan vardı. Bu sessizlikleri, bu mütevazilikleri, örneğin bizlerin “yazar” ötekilerin de “heykeltraş, filozof, aydın, gazeteci, ressam” vs. olarak ortalıkta caka satmasına imkan sağlıyordu.

Sessiz ve köşesinde yaşayan insanları keşfetmek ve bulmak açıkçası oldukça zordu. Bunun için kayıtlı tüm adreslere mesaj yollayarak, tanıdık eş-dost çevresine haber salarak önemli keşifler yapabileceğime inanıyordum. Nihayet bu konuda da yanılmadım. Kısa süre içerisinde 4-5 sanatçının varlığından haberdar oldum. Bir tanesi ise ön plana çıktı, planlanan yazı taslağını alt üst etti. Bu, ressam Güzel Bakır’dı.

1986 Dersim Nazımiye doğumlu olan Güzel Bakır, bir takım olumsuz şartlar nedeniyle lise öğrenimini bile tamamlayamaz. Çalışmak için İstanbul’a gelir ve bir cafede iş bulup garsonluk yapmaya başlar. Hayatın gerçekleri, yıllarca içinde bastırdığı hayallerine ulaşması önünde büyük engeldir. Bu ülkede ona biçilen rol “garson” olmaktır.

Aynı köyde, birlikte okumuş ve şu an üniversiteye devam eden arkadaşına “sanatçı arayışı” konusunu açtığımda, bir süre durakladıktan sonra “Güzel Bakır” dedi. Ardından da, internette yer alan bir tek haberin linkini attı. Açıkça söylemek gerekirse, “Memleket, köyüm, doğa, çiçekler” kelimelerini duyduğumda, istediğim formatta pek bir işime yarayamayacağını ve klasik bir şekilde “çiçek-böcek” resimleri yapan birisiyle karşılaştığım düşünmüştüm.

Tüm beynimde dolaşan olumsuzluklara rağmen “görüşme” düşüncesi ağır bastı. Bir dönem sergi açtığı bir kafede bir araya geldik. Yaptığı resimlerin yer aldığı bir albüm uzattı. Kapak tasarımları, “sıradan” izlenimini güçlendiriyordu. Karamsarlığım daha da arttı.

Ama ilk sayfayı açtığımda, peşi sıra gelecek olan şaşkınlıklar silsilesi de birbirini izlemeye başladı ve çok net olarak göründüğü gibi olmadığını anladım. “Baharda atlar da aşık olur” adlı çalışması tam sayfa karşımdaydı. Bir sonraki sayfayı çevirince ise “Halay çeken kadınlar” karşıladı. Bu, çalışmasını gördüğümde, Güzel’in Dersim Kültürünü modern bir anlayışla harmanlamayı başarmış genç ama önemli bir sanatçı olduğu konusunda aklımda hiçbir kuşku kalmadı. Güzel, çekingen bir ses tonuyla hikayesini anlatmaya başlarken, “Kayıt” düğmesine bastım ve yaptığı eserlere bakmaya devam ettim.

Cafede çalıştığı dönem, sürekli gelen müşterilerden birisinin ressam olduğunu fark eder. Ama herhangi bir şekilde ressam olma hayallerini ona açmaz. Bir yılın sonunda ise, “ressam müşteri”nin Yücel Dönmez Sanat Atölyesinden sipariş verilir. Cafede siparişi götürecek garson yoktur ve Güzel mecburen atölyeye doğru elinde yemeklerle yola çıkar.

Fotoğraf çekimi için atölye merdivenlerini tırmanırken, “Bu basamakları her çıktığımda, aklıma hep o elimde siparişlerle çıkışım geliyor” dedi. En üst katta, yaklaşık yirmi üniversite öğrencisinin ders aldığı atölyenin kokusu ve hayalleri birleşince, siparişi teslim eder ve o anda, orada herhangi bir tuval üzerinde resim yapma istemini Hocasına iletir.

Bir anlık bir şaşkınlığın ardından olumlu yanıt alır. Verilen yemek molasını iyi kullanır ve yıllarca içinde bastırdığı duyguları tuval üzerine düşmeye başlar. Mola bitmiş, herkes işinin başına dönmüştür ama kimse dokunmaz ona. Uzaktan izlenir. Tablo bittiğinde ise artık “Hocam” diye hitap ettiği Faruk Kaşıkçı’ya gösterir. Hocanın yorumu ise “ Van Gogh gibi ” olur. Ardından ise “Van Gogh’un kim olduğunu biliyormusun?” olur. Güzel’in yanıtı ise atölyeyi bir anda kahkahaya boğar ve onun kıpkırmızı kesilmesine yol açar. “Hayır. O da mı resim yapıyor ?” Utanmış, yerin dibine geçmiştir.

Bu ise hayallerini gerçekleştirmede kendisini motive eden en önemli unsurlardan birisi olur. İstediğini yapabilmesi için resim hakkındaki bilgi eksikliğini de gidermesi gerekir. Vakit kaybetmeden hemen işe koyulur ve adeta Van Gogh’u hatmeder. İlk yaptığı tablonun adı “Van Gogh” olarak kalır ve iyi bir fiyata, iyi bir sanat galerisi tarafından satın alınır. Güzel, bu olayın ardından cafede çalışmayı bırakır ve sürekli olarak atölyeye gitmeye başlar. Ama maddi imkansızlık burada sorun olarak karşısına çıkar.

Geçinmek zorundadır ve daha da önemlisi çalışmaları için tuval, boya gibi malzemelere ihtiyaç vardır. Bunları alma imkanı da yoktur. 25 Yıl Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşamış olan atölye sahibi Yücel Dönmez burada devreye girer ve Güzel’in ilk yaptığı resimdeki “ışığı” keşfederek kendisine destek olur. Bir diğer önemli destekçileri de Faruk ve Murat Türker’dir Tüm malzemeler atölyeden kendisine karşılıksız olarak sunulur. Kısa süre içerisinde, özgün tarzı keşfedilir ve tüm tabloları satılmaya başlar. Bu da, atölye dışındaki giderlerini karşılamasında önemli bir görev üstlenir. Ablası haricinde, resimle uğraşmasına pek sıcak bakmayan ağabeyler de çalışmaları gördükten sonra destek olmaya karar verirler. İki sene içerisinde 80 ‘in üzerinde tablo yapar ve yüzde yüze yakın bir bölümü önemli koleksiyonerler tarafından satın alınır.

Güzel’in tabloları, isim olarak klasik bir tabloyu çağrıştırsa da, ağırlıklı olarak Dersim’de yaşam oldukça farklı formlarla yansıtılıyor. Hayal Çeken Kadınlar, Mor bahar, Lale sevdam, Yaralı yürek, Dağ çiçeğim, Kış dönümü, tohum ve yağmur öncesi, bayram yeri gibi çalışmaları, farklı renk kullanımları, anlatımdaki imgeleme ve her şeyden önce “mekan” olarak “Dersim”in seçilmesiyle farkını ortaya koyuyor. Bakır’ın eserlerinde dikkat çeken en önemli tarzlardan birisi oval ve sivri uçlu betimlemeler. Ne kadar doğru tanımlama, çıkarım olur bilemiyorum ama dağ kültüründeki yumuşaklık, rahatlı ve doğallık “oval” hatlarla betimlenirken, aynı sembollerin devamlarında keskin ve sivri uçlarla gerçekleşen sonuçlanmalar; yaşamın, mücadelenin bir anlamda acıtan yanını da birlikte sunuyor.

Güzel Bakır, Dersim kültürünü kendisini var eden, kendisi yapan en önemli ve temel unsur olarak ele alıyor. Kültürden, doğadan aldığı motif, olay ve olguları post modern bir harmanlamayla tuvale başarılı bir şekilde aktarıyor. Güzel’in çalışmaları, Dersim kültürünün bu günkü küreselleşme sürecinde tercih edilmesi ve işlenmesi durumunda “rekabet edebilir” var olabilir olduğunu kanıtlıyor. Bu bağlamda, bu çalışmaları önemsiyorum.

Kendisiyle söyleşi yaparken bu keskin dönüşümde, birden ortaya çıkan bu yeteneğin ne olduğu sorusuna da cevap aramıştık birlikte. Somut sayılabilecek pek bir şey bulamadık. Ben “Düzgün Bava’nın kerameti” dedim yarı şaka. Yarı da ciddiydim. Bu kültürün en önemli efsanelerinden birisiydi çünkü.
 


 

 


   Menü
Munzur

Dersim jenosidi

Baski ve Teror

Dillerimiz

Tarih

Etnik Kimlik

Alevilik Kizilbaslik

Politika

Diaspora

Tarihi Eserler

Duyurular

Resimler

Otokton Halklar

Linkler

Forum

Muzik

Haritalar

Kilame u Hekate

Anasayfa