Mehmet Yıldız
Aslı Yunancadan gelen politika kavramını TDK
sözlüğü devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatı
olarak tanımlar. Türkiyede devlet işlerini düzenleme
ve yürütme sanatı Osmanlı İmparatorluğu
devrinden beri kriminal bir aktivitedir. Devlet işlerini düzenleme
ve yürütme sanatına ilgi duyuyorsanız, bu genellikle
kriminal bir beyne sahip olduğunuz anlamına gelir. Bahse konu
sanatın bir icabı olarak, gerektiğinde kıyımlar
yapacak, yağmalayacak, cinayet işleyecek, işkence yapacak,
tecavüz edecek, adam dövecek ve tehditler savuracaksınız. Türk
ordusunun ve Türk siyasi partilerinin her zaman böyle bir mentalitesi
olmuştur. Nitekim danıştay üyelerine yönelik saldırının
akabinde olup bitenler, Türkler cephesinde pek bir şeyin değişmediğini
gösteriyor.
Söz konusu mentalite ne yazık ki aynı zamanda Türk
devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatına karşı
çıkan sözde rejim muhaliflerinin de mentalitesidir.
Türkiyede devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatını
demokratik ve insani bir biçimde icra etmek isteyen partiler veya parti
olmaya çalışan gruplar seçmenden hiçbir destek alamıyorlar.
Örneğin ÖDP kriminal olmayan bir devlet işlerini düzenleme
ve yürütme sanatı icra etmek istiyor, ne var ki ciddi bir seçmen
desteği alamıyor. Cem Boynerin partisi de böyle bir parti
olmaya çalıştı, ancak seçmen ilgisizliğinden dolayı
ayakta kalamadı.
Türkiyede yukarıda bahsi geçen kategoriye giren kudretsiz
ve önemsiz demokratik rejim muhaliflerinin dışında kalan
irili ufaklı tüm rejim muhalifi grup ve partiler, tıpkı
mainstream Türk politik aktörleri gibi kriminal bir mentalite taşırlar.
Bunlar insan hakları ve demokrasi talep ederlerken, bunu yalnızca
işe yarar bir taktik olarak görüyorlar. İnsan hakları
ve demokrasi talep edenler, güçleri ölçüsünde Türk devletinin işlediği
her türlü suçu işlemekte herhangi bir tutarsızlık görmüyorlar.
Mainstream Türk aktörler kendi suçlarını devletin ve
milletin bekaası adına meşrulaştırmaya çalışıyorlar
ve Türk halkının ezici çoğunluğundan tam bir
destek alıyorlar. Dolayısıyla bu çerçevede Türkiyede
bir rejim bunalımı yoktur. Aksine devlet ile toplum arasında
çok büyük bir uyum vardır. Aşırı milliyetci Türk
toplumuna Avrupa halkları kesinlikle güvenmiyorlar. Yeni
Eurobarometer sonuçları bunu gösteriyor.
Bahse konu rejim muhalifleri ise aynı nitelikteki suçları
Kürt ulusunun kurtuluşu veya sosyalist devrim adına
kaçınılmaz ve meşru görürler. Soyut ulusal kurtuluş
veya devrim fikri kendi başına o kadar ulvi ki, o kadar
yeterli ki bu suçların işlenmesi çok önemsiz görülüyor.
Medeni ülkelerde fikir özgürlüğü çerçevesinde konuşulan
şeyler Türkiyede her zaman insanları öldürme sebebidir.
Ancak son yıllarda düşüncelerinden dolayı insan öldürenler
mainstream Türk aktörler olmaktan ziyade muhalif güçlerdir. Türk
devleti özgür konuşmalar yüzünden son birkaç yıldır
kimseyi öldürmüyor. Ancak muhalifler düşüncelerine katılmadıkları
için insanları öldürmeye ve öldürmekle tehdit etmeye tüm güçleriyle
devam ediyorlar. Dolayısıyla muhalifler özgür düşüncenin
daha azgın, daha konrol edilemeyen veya hesap sorulamayan düşmanıdırlar.
Bu konuda Türk devletinden daha acımasız ve hukuksuzdurlar.
İşin en komik tarafı, Türk devletinin gerisine düştükleri
halde, herkesi faşistlikle vb. suçlayabiliyorlar.
Dersimin etnik-kültürel kimliğini gerçek anlamda
savunabilmemiz için devlet işlerini düzenleme ve yürütme
sanatını kriminal bir aktivite olarak kabul eden bütün
aktörlerden uzak durmamız gerekiyor. Bu mücadele tarzının
başarılı olup olmayacağı konusunda kesin bir
şey söylemek çok zor olsa da, Dersim kültürünün bize salık
verdiği budur. Özgürlük mücadelesi kriminal kesimlerden birine
boyun eğlemekle verilemez.
Türk devleti ile Dersimliler arasındaki ideolojik, politik, kültürel
ve ahlaki mesafenin çok büyük olmasından dolayı, Türk
devlet ideolojine yönelik Dersim eleştirileri vakit kaybı sayılır.
Bir başka deyişle, bu tür eleştiriler malumun ilamından
ibaret kalıyorlar. Muhalif kriminaller ise, aramıza gelmekte
ve bize istediklerini yapmakta veya söylemekte herhangi bir çekingenlik
göstermiyorlar. Keza bunlar Dersimde Türk ordusunun yanı sıra
ikinci bir işgal ordusunu oluştururlar. Dersimlilerin en büyük
sorunlarından birinin bu olduğunu düşünüyorum.
Dersimliler bu kriminallere karşı çok açık bir tutum
almadan gerçek bir ilerleme gösteremezler ve kendilerini atalarına
affettiremezler. Bizim için ilerleme öncelikle atalarımızla
barışmak anlamına geliyor. Sorunu şöyle de ifade
edebiliriz: politik kriminallere şu veya bu ölçüde boyun eğenler
Dersim cemaatini oluşturamazlar. Bu cemaatte ancak Dersim şahsiyeti
taşıyanlar oturabilir. Bütün umudum Dersim deminden olanların
bir cemaat oluşturacağı yönündedir.
Son olarak kriminalleri hümanizme çağıran Dersimlilere
şunu söylemek istiyorum: Deli gönül feryat etme boşuna,
hal bilmez kişiye yar olamazsın! (Muhlis Akarsu)
Mehmet Yıldız