Mehmet Yıldız 31. Agustos 2006
Cemaat Dersimliler için en uygun örgüt biçimidir. Çünkü cemaat
yapısı gereği demokratik olduğu gibi, bizim en önemli kültürel
değerlerimizden biridir. Cemaat kültürünün genç kuşaklar tarafından
yeniden üretilmesi gerekir.
Cemaat bir araya gelince orada hazır bulunanlar arasından bir
kişi toplantıyı yönetmeyi üstlenir ve böylece tüm örgütlenme sorunu
çözülmüş olur. Toplantı sırasında nasıl davranılması gerektiğini
eski cemaatlerin nasıl yapıldığı anlatılarak katılımcılara yol
gösterilir. Yapılması gereken işlere göre kurulması gereken
komisyonlar kurulduktan ve bir daha ne zaman toplanılacağı
kararlaştırıldıktan sonra toplantıya son verilir.
Türk devletinin cemaate kimin katıldığını ve ne tür düşünceler
savunduğunu bilmesinde de bir sakınca yoktur. Dersim mücadelesi
rasyonalizme, hümanizme ve demokrasi savunuculuğuna dayanıyor. Bu,
tabiatı gereği legal bir platformdur. Bizim kimseden gizlimiz,
saklımız yoktur.
Benim gözümde aydın öncelikle aydın diye hitap edilince yüzü
kızaran insandır (kadın veya erkek). İkinci olarak aydın bilgisini
ve yeteneklerini göze batmadan kullanabilen insandır. Gönüllüdür ve
inandığı işlerin yerine getirilmesine katkıda bulunmak ister. Şan,
şöhret, tanınmışlık, saygı ve sevgi beklemez. Yok edilmek üzere olan
Dersim toplumu sayesinde bir yerlere gelmeyi tasarlaması için
insanın hem çok vicdansız, hem de çok akılsız ve yeteneksiz olması
gerekiyor. Dersim sayesinde bir yerlere gelmek isteyenlere topluca
ağlamalıyız: Durumu ortalama Dersimlilerin durumundan da kötü olan
insanlarımız varmış diye... Ama onca derdin arasında bu ağlama işini
çok da uzatmamalıyız. Gözyaşlarımızı sildikten sonra, insanların bu
haline biraz da gülmeliyiz...
Bilime ve felsefeye herhangi bir katkı yaptık mı? Nobel ödülü
kazananımız var mı? Dilimizde yazarak dünyaca tanınan yazarlarımız
veya şairlerimiz var mı? Hiç sanmıyorum... O halde alçakgönüllü
olmayı beceremezsek hakkımızda yapılan konuşmalar esnasında,
adamlarda [kadınları ve erkekleri kapsayan bir anlamda
kullanıyorum- MY] bir şeyler vardı ama, alçakgönüllü olmayı
beceremediler demezler, bir şeyleri olmadığı gibi, alçakgönüllü
olmayı da beceremediler derler.
Batı Avrupa toplumlarında mesleğiyle, gördüğü eğitimle veya
edindiği bilgiyle övünen insanlara çok sık biçimde rastlanmıyor.
Bazı insanlar para biriktirir, bazıları bilgi biriktirir, bazıları
da hiçbir şey biriktirmez. Herkes kendi hayatını yaşar. Şark
toplumlarında ise aydınlar genellikle aydınlıklarını tıpkı Türk
generallerinin üniformalarını ve rütbelerini insanın gözüne
sokmaları gibi son derece rahatsız edici bir biçimde kullanıyorlar.
Onları gelir gelmez fark edelim ve baş tacı yapalım diye Türkan
Şoray gibi gözlerini aşırı biçimde kırpıştırmakla yetinmiyorlar,
fakat aynı zamanda bu sıfatlarını bizi uyarmak üzere karnımıza
dürtülmüş ucu sivri bir sopa gibi kullanıyorlar.
Birkaç ay önce tesadüfen bir kısım Dersimli aydının ve sanatçının
bir araya geldiği bir yemeğe katıldım. Yapılan konuşmalar hiç
aydınlatıcı değildi. İçim karardı ve moralim bozuldu. Ve en önemlisi
de nutkum tutuldu. Ağzımı açarak iki söz edemedim. Dersim sosyal
güvenlik devletinden bana sahip çıkın diyerek talepte bulunan
sanatçı ve yazarlarımızın sesi kulaklarımdan hâlâ gitmiyor. Oysa
ortada olan fukara birkaç derneğin bir araya gelmesinden ibaretti.
Üstelik bu derneklerin ne kadar Dersimli oldukları da bilinmiyordu.
Bence Dersimli aydın diye bir kategori yoktur. Dersim şahsiyeti
taşıyan her insan aydındır. Çünkü bizim kültürümüz bir aydınlanma
kültürüdür. Herkes yeteneğine göre bir katkı sağlar. İnsanlar
arasındaki yetenek farkını önceden ölçmek için kendimizi zorlamak
yerine, somut katkıyı beklemek ve bunu esas almak daha doğrudur.
Hüseyin Dedesoy hile görürsem çeker giderim diyerek kaygılarını
dile getiriyor. Bu tip kaygılar yersizdir diyemiyorum. Umudum aydın
Dersimlilerin davalarına sahip çıkmasıdır.