Oktay Ekinci
2002
Cumhuriyet Gazetesi
Yıllar önce; ''Munzur da elden gidiyor'' denildiğinde,
iki nedenle doğrusu pek de oralı olmamıştık...
Birincisi ; her şeyden önce ''Munzur'' aynı zamanda
bir ''Milli Park'' tı... Tıpkı Yedigöller gibi, Dilek
gibi, Gelibolu gibi, diğerleri gibi... Üstelik böylesi
bir ''yasal koruma güvencesine'' ta 1971'de alınmış ''ilk''
bölgelerimizden biri de ''Munzur Vadisi'' değil miydi?..
İkincisi ise yine o yıllarda, her şeye rağmen
yasaların artık ''hiçe sayılmaya başlandığı'' yöreler de
genellikle varlıklı ve gelişmiş bölgelerdi... Atatürk 'ün
söylediği ''çağdaş uygarlık'' için, Anadolu 'nun her
kesiminde ''dengeli kalkınmayı'' sağlayacak bir ''ulusal
planlama'' anlayışı; yani açıkçası ''yurt sevgisine''
dayalı yatırım politikası çoktan unutulmuştu... Bu
nedenle batı dururken, kıyılar dururken, ''imar rantı''
ve ''tüketim potansiyeli'' yüksek yöreler dururken, ''garibim
Dersim'e'' kim dönüp bakabilirdi?..
Batı, kıyılar, metropolleşen yöreler ve turizm
ticaretinin imar açısından ''gemi azıya aldığı''
bölgeler, plansız-rasgele-saldırgan ve yağmacı yatırım
baskını altında ''kalkınma'' (!) adına hızla tahrip
olurken, ''geri kalmaları'' için sanki gizli bir
sözleşme yapılan bölgelerimiz arasındaki Tunceli ve
Munzur Vadisi de işte bu soygundaki ''dışlanmışlığın
şansını'' yaşıyor gibiydiler...
Amaç, ''kalkınma'' ise?..
Şimdi, yıllar sonra, ''Tunceli dernekleri'' tarafından
oluşturulan, ''Munzur Vadisi'ni ve Çevresini Koruma
Kurulu'' nun bu vadide planlanan bir dizi baraj ve
hidroelektrik santralı projesine karşı başlattıkları ''çevre,
kültür ve hukuk mücadelesini'' izledikçe düşünüyorum...
Acaba, adına ''Munzur Projesi'' denilen bu girişim,
gerçekten Tunceli ve yöresinin ''artık'' dışlanmışlıktan
kurtarılıp ''kalkınmasını'' sağlamak için midir?..
Benimle birlikte Tuncelili dostların da hemen ''hayır''
dediklerini duyar gibiyim...
Çünkü eğer öncelikli amaç, bu güzel, bu aydın, bu ''kibirli''
ve bu her yönleriyle cumhuriyet çağdaşlığına ''gönülden
bağlı'' yöremize ve insanlarımıza yıllardır gösterilen
''vefasızlığa'' son vermek olsaydı, Tunceli'nin
kalkınması için aslında yine ''batıya transfer edilecek''
enerji uğruna eşsiz doğa ve kültür zenginliğini gözden
çıkartan böylesi bir duyarsızlıkla işe başlanmazdı.
Bu ''doğa sömürüsü'' yerine, ilin ve yöre halkının
kalkınması için acil ve zorunlu olan birçok ''gerçek
kamu hizmetine'' öncelik ve önem verilirdi...
2002 Nâzım'ın, dağların ve Munzur'un yılı olsun...
Sözün kısası, Tuncelili dostları ''destek ve sevgi
duygularıyla'' izlerken, sadece Munzur Vadisi'nin
yaşadığı ''gerilime'' üzülmüyorum... Yakın yıllara dek
pek inanamadığımız düzeydeki ''doğa ve ülke
sevgisizliğinin'' nasıl şimdi bu denli ''doruğa''
çıkabildiği de doğrusu artık dayanılır gibi değil...
Çevre Bakanlığı, 2002 yılını ''doğa koruma
stratejilerine'' ayırmış... UNESCO'nun ''Nâzım Yılı''
na, BM'nin de ''Dağlar Yılı'' na ek olarak...
Bütün bunlarda ''samimi'' (içten) olduğumuzu
göstermek istiyorsak; ne duruyoruz, işte Munzur orada
yolumuzu gözlüyor... Hem doğanın, hem dağların, hem de
''Nâzım'ların'' vadisinde acımasız santral sesleri değil,
yürek dolusu su, insan ve şiir sesleri yankılansın diye...