Dersim 1938'e canlı bir tanıklık
Makale yazari: HÜSEYİN AYGÜN-neql Tarih, gün ve saat : 31. Temmuz 2007 18:33:11:

"1938 yıllarıydı. Üstümüzden uçaklar geçiyordu. Sanki bulunduğumuz yerde bizi görmüşlerdi. Köyün doğusundaki Gir tepesine bir miktar kağıt attılar. O tarafa gidip kağıtlardan birini aldım. Üzerinde hançer saplanmış bir yılan resmi vardı... Yılan bizler, saplanan hançer ise devletti. Çok zor günlerdi. İnsanlar yargısız ve sorgusuz öldürülüyorlardı. Asker görüldüğünde Kurt sesleri ile herkes kaçıp saklanıyordu. Bazen geceleri ormana ve mağaralara gidiliyordu. Bir gün sabah oldu, askerler köye geldi. Bizleri urgan, ip, tel gibi malzemelerle biribirimize bağladılar. Hese Mevali'nin evinin arkasındaki çukurda topladılar. Pah sırtının kuzeyindeki tüm Alan aşiretini buraya toplamışlardı. Çukura hâkim olan tarlanın yanındaki tepeye makineli tüfekler loınılmuştu. Son kafile olarak Alo Kaymakamgile sıra gelmişti. Onlar harman savuruyorlardı. Askerler almaya gidince bağırıp çağırmaya başladı. Kafilenin başındaki komutan yukarı tarafta duruyordu. Düdük çaldı ve niye bağırdığını sordu. Askerlerden 'Adak kurbanım var, bırakın keseyim ondan sonra götürün' cevabını alınca kurbanı kesmesine izin verdi. Koçu harmana getirip kesti. Koçu keserken ZAZACA olarak Ya Xizir nu medağe tuyo; ni ma qirrkene; qirvanune ma kutıki wene' (Ya Hızır, ben sana kurban kesiyorum, ama bu kurbanını köpekler yiyecek, bizi öldürecekler) diyordu... Ali Aşkınları da getirip kafileye dahil ettiler. Komutan bu ailenin yanına gitti ve niçin bağırıp çağırdığını sordu. Ali Aşkın (Alo Kaymakam) 'Komutan, ben ve muhtarımız Ali Aydın 14 sene beraber askerlik yaptık. Paşalar at sırtında bizi Yemen'e gönderdiler. Gidip geldik, birçok arkadaşımız da yolda öldü. Buna karşılık siz bizi sorgulamadan öldürüyorsunuz. Bizim günahımız nedir. Onun için feryat ediyorum' dedi. Bu sırada iki süvari asker geldi. Atları tere boğulmuştu. Biri atından inip elindeki kağıdı komutana verdi. Komutan genç ve yakışıklı bir subaydı. Kağıdı okuyunca yüzüne renk geldi. Kafileye döndü 'Gözünüz aydın, vur emri durdurulmuştur' dedi. O sırada kafilede bir uğultu başladı. Herkes ağlıyordu. Böylece kurşunlanarak öldürülmekten kurtulduk."
1938'li yıllarda en azından çocuk olan her Dersimli, 38 katliamına dair acı anılar taşır. Yukarıdaki anı Tunceli'de iki dönem belediye başkanlığı da yapan Süleyman Kırmızıtaş tarafından yayınlanan "İnadına Dersim'de Yaşamak" kitabında naklediliyor. Henüz çocukken "feleğin çemberinden geçen" Süleyman Kırmızıtaş, 38'de bir oyun gibi yaşadığı olayları yıllar sonra böyle anlatıyor.
ÇARPIK ANILAR
Bugüne kadar özellikle 38 kırımında "resmen" görev almış bazı kişiler, bu mesele hakkında anılarını yazdı. 12 Mart'ın Komutanı Muhsin Batur'un "utancından yazamadığı anıları", Çağlayangil'in Seyit Rıza'nın idamı öncesi ve sonrası ile ilgili yazdıkları, Saidi Nursi'nin "Son Din Mazlumları"nda yazdıkları biliniyor. Bu yazılanlar Dersim 1938'in çarpıtılmış ve eksik bir resmini sundu. Kırmızıtaş'ın kitabı ise derli toplu ve doğru bilgiler sunuyor.
Günümüzde, medya (ve reklam) dünyasının desteği eşliğinde genellikle devlet, siyaset, askeriye, sosyete veya sanat dünyasından "önemli" insanlar anılarını yazıyor. Ancak bu kitaplarda toplumun geniş yığınlarını ve onların sorunlarını görmek mümkün olmuyor. Kırmızıtaş'ın kitabı, bu tür anı edebiyatına benzemiyor. Çocukluk yılları; İkinci Dünya Savaşı'nın kıtlık koşulları; Mareşal Fevzi Çakmak'ın söyledikleri; 1969 Pir Sultan olayları ve diğer ayrıntılı olaylar anı kitabından öte bir tarih kitabıyla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.
Yazar, bizi Dersim Aleviliğinin geleneksel kurumları olan Dedelik, Kivralık, Pir-Rayverlik ile de tanıştırıyor. Kendi deneyimleri ışığında devlet görevlilerinin bölgeye yönelik izledikleri politikaları, düşmanlıkları ve mücadeleleri anlatıyor. Kitapta yerel bir tarih var: Dersim bölgesinin tarihi. Belgelerde göremeyeceğiniz ayrıntılar, arşivlere girmeyen konular, kısacası duygularıyla birlikte ele alınan insanlar var. Bir tür "alternatif tarih" veya "gayri resmi tarih" kitabı var karşımızda.
Kitapta anlatılan hemen her olay, Der-sim'e yönelik devlet politikalarının haksızlığını ve yanlışlığını ortaya koyuyor. Ecevit, Demirel, Erdal İnönü, Kemal Burkay, Sinan Yerlikaya, Orhan Veli Yıldırım ve diğer siyasiler de Dersim ve yazarımız ile ilişkileri ölçüsünde kitaba konu olmuş. Kitapta 12 Mart döneminde işkence ve baskılarıyla ün salan ve İbrahim Kaypakkaya ve Ali Haydar Yıldız'a Vartinik'te operasyon yapan Fehmi Altınbilek'e de yer ayrılmış. Onun "yasak kitap var!" diyerek insanları gözaltına aldırması; köylüleri bezdiren operasyonları kitaba konu olmuş. Altınbilek'in karakola çektiği 4 yaşındaki çocuğun loilotlanm aşağıya indirerek "Vay gavurun dölü, bu da sünnet olmuş" demesi, o anı kendi gözleriyle gören yazarın unutamadığı olaylar arasında.
Yazarın kitabı Dersim'i ve özellikle 1938 katliamını berrakça ortaya koymakla yetinmiyor; resmi tarihin yalanlarına da itiraz ediyor. Dersim'i bir "asayişsizlik bölgesi", "suç yatağı" ve "isyan coğrafyası" olarak gösteren resmi tarihin yalanlarına "içeriden" itiraz ediyor.
Resmi ideoloji oluşturmak isteyenler "resmi tarih" inşa eder. Bu resmi tarihe inanılması için de toplumun hafıza kaybına uğratılması zorunludur. Dersim hakkında yazılan resmi kitaplar, raporlar ve "resmi anılar" yalana, yok saymaya, sansüre, adıyla ça-ğırmamaya ve kapkara bir propagandaya dayalıdır. Hafıza kaybına uğramış bir toplumu yönetmek kolaydır. Kim olduğunu, nereden geldiğini bilemeyen bir toplum nereye gideceğini de bilemez.
Süleyman Kırmızıtaş, İnadına Dersim'de Yaşamak (kendi yayını).
İsteme adresi: Eski Üsküdar Yolu, No: 12/16, Üsküdar/İstanbul.