''Hizaya gelmeye direnmek'
Makale yazari: Ay351;e Gül Alt305;nay Tarih, gün ve saat : 31. Temmuz 2007 14:58:41:
'
Hizaya gelmeye direnmek: Sevgi Soysalın gözünden militarizm ve erkek egemenlik
Ayşe Gül Altınay
Kaynak:http://savaskarsitlari.org
23-07-2007
Amarginin açtığı militarizm tartışmasını teker teker kadınların hikâyeleri ve bize kattıklarıyla zenginleştirmeye ne dersiniz? Bugün militarizmi anlamaya çalışırken hangi kadınlardan, hangi feministlerden ilham ve güç alıyoruz? Benim gittikçe uzayan bir listem var! Herkese de benzer bir liste yapmasını öneririm. Ben yapmaya başlayınca fark ettim ki her biri farklı bir yerde durarak hizaya gelmeye direnmiş, hizaları, ezberleri bozmuş çok kadın tanıyormuşum! Bu kadınların bir kısmının kamusal alanda adı bile yok, bir kısmının adlarının yanında ise kocaman çarpı işaretleri var. Ya yaptıkları hiza eleştirisi görmezden gelinmiş ya da fazla görünür olduğu için yalnızlaştırılmış kadınlar. Bu kadınlardan Sevgi Soysala ve her feministin kitaplığında olması gereken Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşuna militarizm tartışmalarımız çerçevesinde yakından bakmak istiyorum.
Sevgi Soysal yaşıyor olsaydı, 2006da ona kocaman bir 70. doğum günü partisi düzenlerdik herhalde. Ne yazık ki o 30 yıl önce, 40 yaşında aramızdan ayrıldı. Ayrılmadan önce bize müthiş hediyeler bırakarak: Tante Rosa, Yürümek, Şafak, Barış Adlı Çocuk, Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu 1971de 8 ay geçirdiği Yıldırım Bölge Cezaevini anlattığı Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşunu(1) Oya Baydarın önsözüyle tekrar okurken bir kez daha şaşkınlık ve hayranlık duyguları arasında salınıp durdum. Bu kitapta Sevgi Soysal bir yandan askeri yönetimin kendilerine verdiği er-tutuklu vasfını sorgularken, bir yandan da sol tarafından dayatılan er-militan ve er-kadın konumlarıyla mücadele ediyor. Kısacası, her türlü hizaya getirilmeye karşı duran bu kadın, bugün feminist anti militarist olarak tanımladığımız duruşun öncülüğünü yapıyor.
Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu, adından da anlaşılacağı gibi, bir cezaevi kitabı. Üstelik 12 Mart döneminde askerler tarafından yönetilen, işkence ve tecavüzlere tanıklık eden bir cezaevinin kitabı. Yıldırım Türkerin deyimiyle yakıcı bir mizahla şekillenen bu kitapta Sevgi Soysal, yaralanmayı ve kurban olmayı reddeden bir varoluşu dillendiriyor (Radikal, 2 Aralık 2002). Hem de ne dillendirme. Sevgi Soysalın çoğu zaman mizahla sivriltilmiş yakıcı eleştiri oklarından payını almayan yok.
Bu okların en görünür hedefi, cezaevi yönetimi ve askerler. Sevgi Soysalın 12 Mart tanıklığı, siyasi tutuklulara er-tutuklu diyerek onları askeri bir disiplinle hizaya sokmaya çalışanları merceğine oturtuyor: Hiza meselesi her bir işin başı ve de sonu. Hiza, Türkün buluşu olan bir komünistlikle mücadele metodu. Bizim öz bağrımızdan kopmuş, titreye titreye bulunmuş, kökü dışarda olmayan bir metot. Elbet bu metot hemencecik keşfedilmedi. 12 Martın ilk döneminde, askeri disiplinle hizaya sokma yöntemi tam anlamıyla uygulanmıyordu. Siyasi tutukluları er sayan kanun, demokrasi kaynağımız B.M. Meclisinden fışkırmamıştı henüz(2). Er-tutuklu tanımı koğuşta çeşitli tartışmalara sebep oluyor. Bir yandan askerlik kanununa göre kadınlar asker olamadığı için bu tanımın kadınları kapsayamayacağı konuşuluyor, bir yandan da Bizi er saymakla, ordu mevcuduna tutuklu sayısı kadar anarşist katmış oluyorlar. Ha ha ha!.. Anarşist bölüğü sıraya geç(3) diyerek işi mizaha vuruyor kadınlar.
Bir noktada Sevgi Soysal soruyor, Siz hiç, asker olmayanlara çavuşluk yapmak zorunda kaldınız mı?(4). Zira koğuşun sözcüsü olarak Sevgi Soysala düşen görevlerden biri de çavuşluk oluyor. Tabii sözcü-çavuş konumu, direniş kanallarına tümden kapalı değil:
Albay, herkesin hazır ol durduğuna emin olduktan sonra, gönlü olmuşçasına komut veriyor: Rahat! Ama kimse bozmuyor durumunu. Herkes, yine hazır ol durumunda, taş gibi
Albay önümde dikilip bağırıyor: Rahat, dedim sözcü, rahat, dedim. İyice sakin bir sesle cevap veriyorum albaya. Biz, böyle rahatız komutanım!(5)
Sevgi Soysalın Yıldırım Bölge anlatısında işkence ve cinsel şiddetten açık bir şekilde bahsedildiğini görüyoruz ki 30 yıl sonra bu konularda yazılmış tanıklıklar hala çok sınırlı.
İşkence bile şaka konusu oluyor. Evet, işkence bile. Onlara ad takıyoruz. İşkenceden gelenlere: Devos. Kızlara edilen küfürlerin en incesi orospu, geçtikleri muamele de malum, hop isim hazır: Dev-os: Devrimci Orospular Örgütü. Bunca aşağılanma, horlanmanın ardından da olsa şaka gerekli. Gerilen sinirlerin gevşemesi, gülmek gerekli.(6). Tabii gülebilmenin de sınırları var. Semranın yaşadıkları mizaha vurulamayacak kadar ağır: Semranın durumu daha da kötü. Elektrikten-copa. Kadınlık organlarına yapılan işkenceler, ciddi aksamalar bıraktı vücudunda. Uzun bir süredir âdet görmüyor, çektiği sancılar da cabası.(7)
Er-tutuklu konumunu reddederken ve hapishanede yaşanan şiddetin kaydını düşerken, Sevgi Soysal, aynı zamanda sol hareketin kendisini de eleştiri süzgecinden geçirmeyi ihmal etmiyor. Ölümün yüceltilmesini, eleştirel düşüncenin yerini kör inançların almasını ve sol gruplar içerisindeki erkek egemenliğini kıyasıya sorguluyor. Ölülerden sık sık tafrayla söz edilmesi, ölümün bir üstünlük ideolojisine dönüştürülmesine yol açabilir(8) diye uyardıktan sonra daha fazla sopa yemek, daha fazla eziyet ve işkence görmek değil mesele. Acısını çoğaltarak inancını bileyen Hıristiyanlar değiliz biz(9) diyor.
Eleştirel düşünceden uzaklaşma tehlikesini, her sabah kalktığında daktiloya çekilmiş aynı metni okuyan Sema üzerinden ifade ediyor. Semaya takılıyorum. Babaannem de senin gibi, her sabah Kuran okurdu. Leninizmin ilkelerini okuyorum ben. İyi ya şimdiye ezberlemişsindir. Sema kızmıyor. Alçakgönüllü tavrıyla karşılık veriyor. Temel bilgileri tekrarlamanın faydası vardır. Benim itirazım, temel bilgilere değil, tekrara. Hayata çevrilmeyen tekrarın insan düşüncesinde durağanlığa yol açtığına inanırım.(10) Bu anlatıda olduğu gibi, Sevgi Soysalın en dikkat çekici özelliklerinden biri de eleştirdiği kadınlara dahi sevgi ve empatiyle yaklaşması.
Erkek egemenlik eleştirisi ise doğrudan feminizme bağlanıyor: Havalandırmalarda toplu jimnastik yapmak düşüncesi, Şafak grubunda benimseniyor. Avluda büyük bir daire yapıp birlikte jimnastik yapıyorlar Şafakçılar jimnastik yaparken Gülay bozuluyor. Yahu kardeşim, böyle serserilik olur mu, erlerin karşısında, bizim halk böyle şeylere bozulur Nina, Gülayın bu görüşünde feodal moral kalıntılar buluyor. Şafakçılar da jimnastiği sürdüremiyorlar. Yıldırım Bölgedeki erkek tutuklular da bozulmuş jimnastik işine. Kızlar jimnastik mimnastik yapmasın, diye haber iletmişler. Ben de en çok buna bozuluyorum. Yahu, erkek tayfasının buyurduğuna uyup durmasanıza, sizin kendi kafanız yok mu? Tabii bu görüşlerim feminist bulunuyor.(11)
Kısacası, Sevgi Soysal er-tutukluluğun yanı sıra er-militan ve er-kadın olma halleriyle de sürekli uğraşıyor. Hiza konusunda yazdıkları bugün hala her üç alan için de geçerli bir eleştiriyi, aynı zamanda da ilham verici bir direnişi barındırıyor:
Düşüncemize, yüreğimize uzanamayan zulüm, görüntüyle uğraşıyor boyuna. Bizi ikide bir hazır ol durdurmak bunun bir parçası. Sayımlarda, hazır ol, hiza, havalandırmalarda hazır ol hiza, para almaya giderken hazır ol, hiza, doktora giderken hazır ol, hiza, doktora giderken hazır ol, hiza, mahkemeye giderken hazır ol, hiza, hamam giderken hazır ol, hiza ama ölçüsü kaçan her şey gibi, bu hazır ollar üstümüzdeki etkisini yitirdi. Yüreğimizi ve düşüncemizi kim hizaya sokabilir? Kim hazrolda durdurabilir? Önemli olan da bu...(12)
Yıldırım Türker, Sevgi Soysal için Ben de kendimi, hayatımızın bağrında kısacık bir süre ışıyıp serüveniyle gözlerimizi kamaştırmış bu benzersiz kadının birçok mirasçısından biri olarak görüyorum diye yazmış. Bunu okuyunca kendime sordum: Acaba Sevgi Soysalın feminist mirasçıları var mı? Daha doğrusu kendisini onun feminist mirasçıları görenler? Peki onun egemen veya muhalif her türlü militarizmle uğraşma çabasını sahiplenen mirasçıları? Bugün hayatlarımızdaki hazır ol, hiza durumlarına bakarken Sevgi Soysalın keskin mizahından, taze dilinden ve istisna tanımayan hizaya gelmeme kararlılığından ilham ve güç alabiliriz. Ben alıyorum.
(1)Soysal Sevgi, Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu, İletişim Yayınları, 2003
(2)a.g. e, 50
(3)a.g. e,163
(4)a.g.e, 51
(5)a.g.e, 165
(6)a.g.e, 96
(7)a.g.e, 172
(8)a.g.e, 146
(9)a.g.e, 215
(10)a.g.e, 193
(11)a.g.e, 192
(12)a.g.e, 206