SöyleŞi

DERSIM FORUM

Makale yazari: Sena Dersimi -akr Tarih, gün ve saat : 29. Temmuz 2007 18:36:53:

Sena Dersimi


Dersim’in Galbosan (Ermeni köyü) köyünde 1964 yılında dünyaya geldi. 1981 yılında Almanya’ya gelir ve bir yıl sonra tekrar ülkesine geri döndü. 1983 yılında Kalan Lisesi’yi okudu. Daha sonra kreş öğretmenliğini okudu Mardin’in Nusaybin ilçesine yerleşir ve eğitmen olarak görev yaptı. 2001 yılında tekrar Almanya’ya döndü. Bugün Hessen Eyaletine bağlı Wiesbaden kentinde yaşamaktadır.


---------------------------
SöyleŞi:
_______________

‘İlk kasetim Kurmanci, Zazaca ve Türkçe. Kasetim Zazaca ağırlıklıdır. Zazaca günümüzde yok olmakla karşı karşıya. Dilimizi yaşatmak kutsal bir görevimizdir.’


Sena Dersimi’yi müzikseverler ilk kez Medya Tv’de yapılan müzik yarışmasıyla tanıdı. Müzik albümünün yanı sıra resim ve el sanatlarıyla da uğraşan Sena Dersimi, ayrıca sanat eserlerini sergileyecek. Hayatınızın önemli bir bölümü müzikle geçiyor. Müziğe karşı ilginiz nasıl ve ne zaman başladı?

Müziğe başladığım an; Japonlar “satüri” derler, yanı anlık uyanış. İlk ilgim 5 yaşındayken rahmetli annemin söylediği ninnilere karşı gelişti. Ayrıca babamın bağlama çalması da beni etkiledi. Ciddi olarak ilgilenmem ise İstanbul’a yerleştiğimiz dönemde oldu. Okulda, piyeslerde yer almam ve özellikle 14 yaşımda Şivan Perwer ve Aram’ın müziklerinden etkilendim. Müzik dersleri almamla birlikte ilgi de arttı. Lise döneminde besteler yazarak, bağlama çalarak, müzik ve sanat ile ilgili kitaplar okuyarak kendimi geliştimeye çalıştım.

Müzik çalşmalarınızda Türkçe, Kurmanci ve Zazaca şarkıları seslendiriyorsunuz. Bunu neye göre yapıyorsunuz?

Ana dilim Zazaca’nın tınıları ile büyüdüm. İlk kasetimde üç dilde şarkıları seslendirdim, Kurmanci, Zazaca ve Türkçe. Seçimi biraz da bildiğin dile göre yapıyorsun. Zazaca günümüzde yok olmakla karşı karşıya. Dilimizi yaşatmak kutsal bir görevimizdir. Kürt müzik dünyasında Zazaca diline fazla ilgi gösterilmiyor.

Müziğin yanı sıra el sanatları ve resim de yapıyorsunuz...

Ülkede, ev hayatının monoton ve boğucu ortamından kurtulmak için kendimi sanata verdim. Evde, deneysel olarak, kendi çabamla el yapımı bir şeyler üretmeye başladım. 2005 Mart’ında bir el sanatları sergim oldu. Gelirini ise, Dersim’deki engellilere bağışlamıştım. Bu yıl da, 15 Mart tarihinde Mainz’da gerçekleşecek konserimden elde ettiğim geliri bir hayır kurumuna bağışlamak istiyorum. Geliri nereye bağışlayacağımı konserin bitişinde açıklamak istiyorum.

15 Mart gerçekleşecek konserinizin temel konusu Şahmaran. Niçin Şahmaran? Biliyorsunuz yaşamı oluşturan dört öğe vardır: Su, hava, ateş ve toprak. Bunlar ile birlikte doğum başlar, yani bu dört temel ilke içerisinde var olursun ve yok olursun. Şahmaran bu anlamda ömrün ve evrimin, sonsuz, yaşantının değişimli ve dönüşümlü olduğunu anlatır. Şahmaran, insanın var oluşunu, güzelliğin, sevginin ve yaşamın sonsuz olduğunu anlatır.

Şahmaran, Kürt felsefesinde de yer alır. Kürt illerinde gittiğim her evde Şahmaran’ın motifleriyle karşılaşıyordum. İnsanlarımız anlamını tam olarak anlatamıyorlardı. Sonradan araştırınca, Selçuklu döneminden günümüze kadar geldiğini öğrendim. O dönemde kapı girişi üstünde yılan motifleri bulunurmuş ve yılan ta o dönemlerde bile ölümsüzlüğü sembolize edermiş. Yani yok olmadan tekrar yenilenmek. Bunun anlamı ölümsüzlük.

Konserin bahar aylarında olmasını özellikle amaçladım. Çünkü, yılan bahar ayında derisini değiştirir, farklı bir uyanış yaşar. Bunun için ayrıca özel bir elbise diktim, ürettim. Öz kaynaklı motivlerle, umarım seyircilerim de beğenir.

Kadın okurlarımıza neler söylemek istersiniz?

Bu konuda düşüncelerimi iki boyuta ayırmak istiyorum. Birinci boyut olarak ülkede, özellikle Kürdistan’da yaşadığım yıllarda aldığım izlenim şudur: Toplumla ne kadar uyumlu, ne kadar barışık olsan da, toplum horgördüğü zaman bir iki adım geride kalıyorsun her zaman. Bu durumu aşmada kendine güven önemli. Kadınlarımız genelde kendi ilgilerini, kişiliklerini arka planda tutar ve topluma uygun ilkelere yönlenirler. Bu böyle olduğu için kendi iç dünyanla barışık olamıyorsun. Duygularını, ilgilerini, özlemlerini bastırıyorsun. Ama biliyorsun ki bu bir gün çıkacak. Bu yazı olsun, bu kitap olsun, bu müzik olsun, kendin olmak istediğin bir an gelecek.

İkinci boyut ise: Kadının önce kendisini sevmesi ve yapmak istediği birşeyi inanarak yapması gerekiyor. Kendini sevdin mi, kendin ile barışık oldun mu, hemcinsinle de barışık olursun.

Genç kadınlarımıza aile içinde bir birey olarak değil, düşüncesi, duygusu olmayan bir nesne olarak bakılıyor. Kadınımız böyle bir toplumdan geliyor. Burada yabancı bir ülkede, dilini bilmediğimiz, kültürüne uzak olduğumuz bir ortamda kendisini bulamıyor. Bu kadınlarımız için çok üzücü.


Kaynak: www.sarkimiz.com/sena-dersimi-2059.html - 92k -





Cevaplar:

DERSIM FORUM