Politika    Jenosit    Diaspora    Kimlik      Tarih          Dil       Alevilik      Baskı      Duyuru       Sanat       Munzur     Forum      Linkler    Cografya    Yayinlar    Muzik
 
   

Zazaki
Français
Laz
Türkçe  
Armenian
Suryani
Deutche
Kurmanc

English
Yazidi
Pontus


Anasayfa

 

 

 

 

YİNE KURBAN! YENİDEN ALNIMIZA SÜRÜLEN KAN!

Haydar BELTAN

Tarih : 11.12.2008
Kaynak: Emek Gazetesi
Mamekiye


Çok değil, biraz gerilere gidip çocukluğumu hatırlıyorum.


Kimi adaklar için akıtılan kanları, kurban edilen hayvanları anımsıyorum. Çoğu kez korkardık bu görüntüden. Büyüklerimiz tarafından uzaklaştırılmak istensek de o mekândan, göz ucuyla bakardık kalabalığın biriktiği alana. Belki iş hallolduktan sonra, alnımıza kan sürülmesi için yeniden çağrılırdık.

Kurbanlık günler öncesinden belirlenirdi. Bir gün önceden kurban hazırlanır, özel besiye alınır ve saygıda kusur edilmezdi. Kurban kesileceği sabah erken saatlerde niyazlar pişirilir ve komşulara haber salınıp davet edilirlerdi. Kurban’a biraz ot ve peşinden de tuz yedirilirdi. Kapı komşu meydana toplanmış, kurbanlık ve niyazlar hazırdır. Mumlar yakılır ve kurban sahipleri kurbanlığını ve niyazlarını tutarak yüzlerini güneşe doğru çevirirler. Köyün kâmili bir iki adım öne geçerek kendi dilinden dualar okur ve bitiminde herkes “âmin” derdi.



Niyazlar biriken komşulara verilir ve kalan da komşu evlere dağıtılırdı. Bıçağını bileyen kişi kurbanı kesmek için hazırdır. Kurban yere yatırılır, üç ayağından tutulur, biri serbest kalırdı. Bıçak üç kez yukarı aşağı gidip geldikten sora, bir hışımla çekilir ve kurban boğuk sesler çıkararak, titreye titreye can verirdi.

Kesilen kurbanın akan kanından eline süren biri, ev halkının alnına o kandan sürerdi. Kesilen kurban eti küçük parçalara bölünür ve köy halkına dağıtılırdı.

Bir dedenin bana anlattığına göre, “Öyle anlar oluyordu ki, kurbanla aramızda olan sevgi ve doğal bağ, ettiğimiz dualar, onu uysallaştırır ve kendisi boynunu uzatarak bıçak altına yatardı.”



Bu anlatım, aslında doğal bir inanç ve yola bağlanma biçimiydi. Burada da bir acı söz konusu olmasına rağmen, katliamcı gibi görünmüyor.

Kurban olayı eski uygarlıklara kadar uzanır. İnsanlar, kendilerinin hakim olamadıkları doğa güçlerini yatıştırmak ve tanrılarına armağan sunmak için kurban keserlerdi. Kurban kimi zaman insan ve kimi zaman da hayvan olabiliyordu. Kaynak olarak, Hitit Tabletlerini (çivi yazılı), Mısır Hiyeroglif yazılarını (semboller), İlyada ve Odysseia Destanlarını gösterebiliriz. Görülecektir ki, kimi krallar kendi kardeşlerini bile Tanrı’ya kurban edebilmişlerdir.


Kutsal Kitap’larda da kurbana rastlamak mümkündür. Musevilerin Kutsal Kitabı Eski Ahit ya da Musa Peygamberin Kitabı Tevrat, kurban anlatımlarıyla doludur. Tevrat’ta, kurbanın dinsel dayanak gücünün dayanak noktası, İbrahim Peygamber olarak gösterilmiştir. İbrahim Peygamber kendi oğlunu Allaha kurban etmek isterken, bıçak kesmemiş ve yukarıdan kurban edilmek üzere bir koç inmiştir. Böylece oğlu kurtulmuş, yerine koç kurban edilmiştir. Bu olaydan sonra Tevrat, kurban olayının ayrıntılarını uzunca belirtmiştir.

Hıristiyanlığın Kutsal Kitabı İncil (Yeni Ahit) ise, kurban olayına pek sıcak bakmamıştır. Kanlı kurban kesme olayını, dinen bir kural olarak koymamıştır. İncil: “..boğaların ve tekelerin kanı, günahları ortadan kaldırmaz” demiştir.


Kuran’da da kurban olayına rastlarız. Ademoğullarından ve İbrahim Peygamberin öyküsünden bahseder. Hac Süresi’nde kurbanı “Allahın bize sunduğu nişanelerinden biri olarak” görür. Ancak Hac Süresi’nin devamında, “Bu hayvanların, ne etleri, ne de kanları Allaha ulaşacaktır. Allaha ulaşmak olan, ancak sizin O’nu için yaptığınız gösterişten uzak, amel ve ibadettir” der.

Peki, durum böyleyken, bizim bugün yaptıklarımız neyin nesi! Günümüzdeki kurban, tam bir gösterişe ve hayvan katliamına dönüşmüştür. Kimileri de, kurbanı fakire ve komşuya dağıtacağı yerde, üş-beş kişi birleşip büyük bir kurban alarak kesiyor ve kavurma yapıp afiyetçe yiyor! Peki, bu neyin nesi oluyor?



Öte yandan, mademki, kurbanın kanı ve eti Tanrıya ulaşmıyorsa, bu katliamın anlamı ne? Hayırduamız, dürüstlüğümüz, sevgimiz yerine, bu gösteriş, bu kan ve bu katliam niye?

Sonuç olarak, dostum Metin Kahraman’ın son Düzgün Bava ziyaretinde, bir İnsan-ı Kâmilin kendisine “Kan dökeceğine, üç elma getir dağıt, daha makbule geçer” öğüdü, bizlere yol gösterici olabilir. Adaksa eğer, hayırsa, bir yerle buluşmaksa eğer, kan dökmek, katletmek şart mı? Neden üç elma veya leblebi-üzüm veya niyaz olmasın?



Bu Kurban Bayramı da bir hayvan katliamına dönüştürüldü. Kandan ve cinayetten umut bekleyenler, fena halde yanılıyorlardır. Yardımlaşmak, dayanışmak, sevgimizi sunmamız ve gösterişsiz bir hayır duamız yeter de artar bile! Sokaklardaki görüntüyü görmek istemiyor yeni nesil. Hayvanlar katledilmesin istiyor.

Alnımıza sürülmek istenen kan, artık sürülmesin, bir elma, bir leblebi-üzüm ve bir lokma niyaz, bize yeter da artar bile!
 

 

 

 

Back to Top