Politika    Jenosit    Diaspora    Kimlik      Tarih          Dil       Alevilik      Baskı      Duyuru       Sanat       Munzur     Forum      Linkler    Cografya    Yayinlar    Muzik
 
   

Zazaki
Français
Laz
Türkçe  
Armenian
Suryani
Deutche
Kurmanc

English
Yazidi
Pontus


Anasayfa

 

 

 

 

Dil; Hem Kimlik, Hem Kişiliktir

 Mehmet Tüzün

Dil; elbette büyüklerden (ana, babadan) öğrenilir. Ancak, çocuk ağzı ve mantığı ile gelişir, güçlenir ve standartlaşır.
Çocukların konuşamadığı diller özlerinden de uzaklaşırlar.

Kendi Diliniz Nedir?

İletişim kurduğunuz bir dil, mutlaka vardır. Bunun sizin diliniz olduğunu söylemek; her zaman olası değildir.

Kendi diliniz; kimlik ve kişiliğinizle, bütünleşebildiğiniz dildir.

Kişi yalnız başına diline sahip çıkamaz. Kabilesi ve halkı olmadan olamaz. Ama, her şeyden önce, anasız, babasız olmaz.

Kast ettiklerimiz; ana, baba yükümlülüğünü üstlenenlerdir.

Atalarının dili(zoné eb u cedi) olmadan yeterince mutlu olunmaz. Zira duygusal anlatımında yetersiz kalacaktır.
Ata dili olmadan yeterince bilinçlenilemez.

Bir kabile veya halk, ata dilsiz olamaz. Kendileri olamazlar, başkaları olurlar.

Özellikle kadınlar; kabile ve halkına sahip çıkmalıdır. Halkının değerlerine sahip çıkmalıdırlar. Bunu da, -öncelikle- kendileri için yaptıklarını da unutmamalıdırlar. Her şeyden önce dillerini...

(Kimileri, kabile sözcüğünü yadsıyabilirler. Ben bunun empoze ve yanlış olduğunu düşünüyorum. Aşiret ve kabile birliktelikleri; bireyin toplumsal ve insancıl gelişimine önemli katkı sağlarlar.)

Kadın ve erkekler; her şeyden önce insan olmalıdırlar. Yani bireyler... Bununla söylemek istediğim; kadınlar öncelikle kendini, kişiliğini, kimliğini sahiplenmeli ve de sahip çıkmalıdırlar.

Kimse (birey) ve kendi olmak, kendi dilleri ile olur.

Kendisi olamayan anne ve babalar, kendi dilleri olmayanlar; gerçek ana- babalar olamazlar. Yani fikirlerinde ve içlerinde olanları doğru ve yeterince çocuklarına yansıtamazlar, onlara söyleyemezler. İsteseler de bu olamaz.

Hele de hislerini yansıtamazlar. Bunda en çok da ünlem, edat, zarf ve bağlaçların doğru ve yeterince kullanılmamaları rol oynar.

Bu sebeplerledir ki, kimi ana-babalar; kendi ettikleri ile kendi çocuklarının ve elbette çevre çocuklarının gözünde düşerler. Yani çocukların nezdinde kıymetleri çok düşer, hatta olmaz.

Bunun temel sebebi, hakim oldukları kendi dillerini konuşmamalarıdır. Yani çocuklar ile konuştukları ve yabancısı oldukları dildir.
Birincisi, o dile hakim değildirler. His ve meramlarını doğru ve iyi yansıtamazlar, açıklayamazlar. Kast ettikleri ile söyledikleri aynı olmamaktadır.

Halbuki, onlar; bunu -akıllarınca- çocuklarının iyiliği için yaparlar. Bu sıkıntılara katlanırlar. Çocukları ile o hakim olmadıkları dili konuşurlar...

Bilemiyorlar ki, dil; sadece harfler ve kelimeler değildir.

Dil; histir, anlayıştır, ferasettir, meramdır, bilinçtir, kişiliktir, kimliktir. Duygudur, duyulandır...
Bunlar; binlerce yıldan beri GEN' ler ile taşınmıştır, günümüze dek.

Zaten uzmanlarının konuya ilişkin önerileri ise; en iyi bilinen dilin çocuklar ile konuşulmasıdır. Bu onların ruh sağlıkları ve yaratıcılık güçlerinin gelişimi, kavramları doğru algılamaları için gereklidir, Hatta zorunludur... Anlatım güçleri için de, toplumdaki yerleri için de...

Dil, kimliğin ayrılmaz bir parçası olduğu gibi, kişiliğin de vazgeçilmez parçasıdır.
Öncelikle kadınlar (yani anneler); -ve elbette erkekler de- kendi dillerine sahip olamadıkları için, kendileri de önemsenmezler.

Hem kendi çocuklarının nezdinde, hem erkeklerin nezdinde ve hem de konuştukları dilin sahibi kadınlar nezdinde yeterince değerleri olmaz.

Özcesi; kendisi olamayan, hiçbir şey olamaz.

Çocukları ile kendi dilinde konuşmayan annenin değeri ve yeri; çocuklarının yanında, yüksek olamaz.
*

Özellikle kadınlar, konuşulan dilde kendilerini yeterince ve doğru ifade edemediklerinden, ruh ve beden sağlıkları da bozulur. Bir yandan da toplumun gözünde giderek düşerler.

Yaratıcılıkları körelir. Bu bir bütün olarak toplumun her kesimine yansır.
Bugüne dek de hep böyle olmuştur.

Diğer taraftan da dilleri ile, yaşamları, inançları (farklı ise), yol ve töreleri ile, giyim kuşamları ile, yeme içmeleri ile alay ve eğlence konusu edilirler.

Bu hal ve hareketlerle, çocuklarının gözünde, ana-babalar bitirilir. Çocuklar, kendilerinin olan değerlerden uzaklaşırlar. (Dizilerde olduğu gibi...)

ÖZETLE ASİMİLE OLURLAR

Bir hususu daha belirtmekte yarar var.

Çocuklar; konuşulan dilin sahibi kadın ve erkeklere özenirler. Zira onlar; kendi ana- babalarından daha iyi ve doğru konuşmaktadırlar. Onlara daha çok saygı duyar, bağlı ve bağımlı olurlar. Onların daha üstün insan olduklarını kabullenirler.

Asimilasyoncu çevreler; bütün bunları çok iyi ve yeterince biliyorlar...

Yani dil yoksa; yarın da, öbür gün de olamaz!...

Kalın sağlıcakla!


Mehmet Tüzün
28.01.2008

 

 

 

Back to Top