Dil; Hem Kimlik, Hem Kişiliktir
Mehmet Tüzün
Dil; elbette büyüklerden (ana,
babadan) öğrenilir. Ancak, çocuk ağzı ve mantığı ile gelişir,
güçlenir ve standartlaşır.
Çocukların konuşamadığı diller özlerinden de uzaklaşırlar.
Kendi Diliniz Nedir?
İletişim kurduğunuz bir dil, mutlaka vardır. Bunun sizin diliniz
olduğunu söylemek; her zaman olası değildir.
Kendi diliniz; kimlik ve kişiliğinizle, bütünleşebildiğiniz
dildir.
Kişi yalnız başına diline sahip çıkamaz. Kabilesi ve halkı
olmadan olamaz. Ama, her şeyden önce, anasız, babasız olmaz.
Kast ettiklerimiz; ana, baba yükümlülüğünü üstlenenlerdir.
Atalarının dili(zoné eb u cedi) olmadan yeterince mutlu olunmaz.
Zira duygusal anlatımında yetersiz kalacaktır.
Ata dili olmadan yeterince bilinçlenilemez.
Bir kabile veya halk, ata dilsiz olamaz. Kendileri olamazlar,
başkaları olurlar.
Özellikle kadınlar; kabile ve halkına sahip çıkmalıdır. Halkının
değerlerine sahip çıkmalıdırlar. Bunu da, -öncelikle- kendileri
için yaptıklarını da unutmamalıdırlar. Her şeyden önce dillerini...
(Kimileri, kabile sözcüğünü yadsıyabilirler. Ben bunun empoze ve
yanlış olduğunu düşünüyorum. Aşiret ve kabile birliktelikleri;
bireyin toplumsal ve insancıl gelişimine önemli katkı sağlarlar.)
Kadın ve erkekler; her şeyden önce insan olmalıdırlar. Yani
bireyler... Bununla söylemek istediğim; kadınlar öncelikle
kendini, kişiliğini, kimliğini sahiplenmeli ve de sahip
çıkmalıdırlar.
Kimse (birey) ve kendi olmak, kendi dilleri ile olur.
Kendisi olamayan anne ve babalar, kendi dilleri olmayanlar;
gerçek ana- babalar olamazlar. Yani fikirlerinde ve içlerinde
olanları doğru ve yeterince çocuklarına yansıtamazlar, onlara
söyleyemezler. İsteseler de bu olamaz.
Hele de hislerini yansıtamazlar. Bunda en çok da ünlem, edat,
zarf ve bağlaçların doğru ve yeterince kullanılmamaları rol
oynar.
Bu sebeplerledir ki, kimi ana-babalar; kendi ettikleri ile kendi
çocuklarının ve elbette çevre çocuklarının gözünde düşerler.
Yani çocukların nezdinde kıymetleri çok düşer, hatta olmaz.
Bunun temel sebebi, hakim oldukları kendi dillerini
konuşmamalarıdır. Yani çocuklar ile konuştukları ve yabancısı
oldukları dildir.
Birincisi, o dile hakim değildirler. His ve meramlarını doğru ve
iyi yansıtamazlar, açıklayamazlar. Kast ettikleri ile
söyledikleri aynı olmamaktadır.
Halbuki, onlar; bunu -akıllarınca- çocuklarının iyiliği için
yaparlar. Bu sıkıntılara katlanırlar. Çocukları ile o hakim
olmadıkları dili konuşurlar...
Bilemiyorlar ki, dil; sadece harfler ve kelimeler değildir.
Dil; histir, anlayıştır, ferasettir, meramdır, bilinçtir,
kişiliktir, kimliktir. Duygudur, duyulandır...
Bunlar; binlerce yıldan beri GEN' ler ile taşınmıştır, günümüze
dek.
Zaten uzmanlarının konuya ilişkin önerileri ise; en iyi bilinen
dilin çocuklar ile konuşulmasıdır. Bu onların ruh sağlıkları ve
yaratıcılık güçlerinin gelişimi, kavramları doğru algılamaları
için gereklidir, Hatta zorunludur... Anlatım güçleri için de,
toplumdaki yerleri için de...
Dil, kimliğin ayrılmaz bir parçası olduğu gibi, kişiliğin de
vazgeçilmez parçasıdır.
Öncelikle kadınlar (yani anneler); -ve elbette erkekler de-
kendi dillerine sahip olamadıkları için, kendileri de
önemsenmezler.
Hem kendi çocuklarının nezdinde, hem erkeklerin nezdinde ve hem
de konuştukları dilin sahibi kadınlar nezdinde yeterince
değerleri olmaz.
Özcesi; kendisi olamayan, hiçbir şey olamaz.
Çocukları ile kendi dilinde konuşmayan annenin değeri ve yeri;
çocuklarının yanında, yüksek olamaz.
*
Özellikle kadınlar, konuşulan dilde kendilerini yeterince ve
doğru ifade edemediklerinden, ruh ve beden sağlıkları da bozulur.
Bir yandan da toplumun gözünde giderek düşerler.
Yaratıcılıkları körelir. Bu bir bütün olarak toplumun her
kesimine yansır.
Bugüne dek de hep böyle olmuştur.
Diğer taraftan da dilleri ile, yaşamları, inançları (farklı ise),
yol ve töreleri ile, giyim kuşamları ile, yeme içmeleri ile alay
ve eğlence konusu edilirler.
Bu hal ve hareketlerle, çocuklarının gözünde, ana-babalar
bitirilir. Çocuklar, kendilerinin olan değerlerden uzaklaşırlar.
(Dizilerde olduğu gibi...)
ÖZETLE ASİMİLE OLURLAR
Bir hususu daha belirtmekte yarar var.
Çocuklar; konuşulan dilin sahibi kadın ve erkeklere özenirler.
Zira onlar; kendi ana- babalarından daha iyi ve doğru
konuşmaktadırlar. Onlara daha çok saygı duyar, bağlı ve bağımlı
olurlar. Onların daha üstün insan olduklarını kabullenirler.
Asimilasyoncu çevreler; bütün bunları çok iyi ve yeterince
biliyorlar...
Yani dil yoksa; yarın da, öbür gün de olamaz!...
Kalın sağlıcakla!
Mehmet Tüzün
28.01.2008