Anasayfa     Zazaki     Français     Türkçe      Armenian     Deutche      Kurmanc      English

   
   

 

   

GÖÇENLERİN ARDINDAN…

Mehmet Yıldız

Dersim etnik-kültürel kimliğinin artık Dersim’de yaşayan Dersimlilerin etnik-kültürel kimliği olmadığını biliyorum. Otantik Dersim köyleri yok edildikten sonra bu toplum orijinalitesini yitirdi. Kırmancki/ Zazaca Dersimli çocukların anadili olmaktan çıktı. Dersimliler objektif olarak Türkleştiler. Dersimliler bugün günlük olarak kendi aralarında bile kendi dillerini konuşmaktan ziyade Türkçe konuşuyorlar.

Dersim’in dini de otantik haliyle yaşanmaz hale geldi. Otantik otoritelerin, ilişkilerin ve rituallerin yerini, Aleviliğin üzerindeki baskıların hafiflemesiyle birlikte ortaya çıkan ve Dersim kültürünün tanımadığı Türk gecekondu mahalelerinin çizgilerini taşıyan ve hiçbir otantizmi olmayan cemevleri açıldı. Cemevleri bile objektif olarak Kırmanciye kültürüne karşı çalışıyorlar. Çünkü Kırmancki ibadet ve dualar yerini Türkçe ibadet ve dualara bıraktı. Dersim bu haliyle en fazlasından çok da dindar olmayan Alevi bir Türk şehrine benziyor.

Çok da dindar olmayan Alevi bir Türk şehrine benzeyen Dersim yağma Hasanın böreği olmaya devam ediyor. Bilindiği gibi bu şehir çifte bir işgal ve saldırı altındadır. TSK ve PKK’nın savaş alanıdır. İmhacı, inkarcı ve totaliter Türkçülüğün ve Kürtçülüğün ilgi odağıdır. Marjinal tuhaf grupların sevdalandığı ve bu sevdalıların sayısız şiirine konu olan bir yerdir. Herkes Dersim için savaşıyor. İşgalcilerle "savaşçılar" arasında kalmış Dersim lime lime olmuştur.

Dersimliler tarihsel kültürel kimliklerini yaşatmaya çalışmak yerine, Türk şehirlerindeki insanlar ne yapıyorlarsa onu yapıyorlar. Yani yapabiliyorlarsa çocuklarını özel kolejlere vermeye, iyi evlerde oturmaya, iyi bir gelire sahip olmaya, iyi bir sağlık hizmetinden yararlanmaya (ki bu kategorik olarak Dersim’de imkansızdır), terör güçlerine kurban düşmemeye, birahaneleri, çayevlerini ve eğlence merkezlerini ziyaret etmeye çalışıyorlar. Bu normaldir. Dersimli olarak dünyaya gelince insan çok özel biri, mesih veya misyoner olmuyor.

Kendine özgü çok sayıda özelliği olan tarihsel Dersim kültüründeki hümanizm, rasyonalizm ve özgürlük tutkusu insanın bu toplumun ve kültürün yok edilmiş olmasına üzülmesini doğuruyor. Bu gibi bir üzüntüye sahip olmak da doğaldır. Yani birahaneleri ziyaret eden, hafta sonlarını iyi geçirmeye çalışan, “Atatürk’ün gösterdiği istikamette ilerleyen” veya “Biji Serok Apo” diyen ve Abdil Hanıma saygılarını sunan Dersimlilerin yanı sıra böyle Dersimliler de vardır.

Benim Dersim sorununa gösterdiğim ilginin kaynağı otantik Dersim toplumunun kaybolmuş olmasından duyduğum üzüntüdür. Bu toplumun geri getirilmesinin önünde sayısız engel olduğunu biliyorum. Bunu biliyor olmakla birlikte, özellikle babam ve dedem kuşağından Dersimlilerin düşünüş tarzlarını esas almaya çalışarak çoğu kez çok öfkeli olan yazılar yazmaktan kendimi alamadım. Bence onlar da bügünkü hali görselerdi aynı şeyi yaparlardı. Ancak bu kuşağın kültürünü iyi biliyor olmak, onların gerçek bir “alter ego”su olmaya çoğu kez yetmiyor. Çok sayıdaki anı, gözlem vb. de yeterli değildir. İçinde hissetme yeteneğiniz ne kadar güçlü olursa olsun yine de karşınızdakinin iç dünyasını bütünüyle keşfedemezsiniz. Onun için hislerim sonuçta yalnızca benimdir, dolayısıyla hatalarım da yalnızca bana aittir.

Öte yandan, üzüntü insanı asla bencil yapmamalıdır. Kırmanciye toplumu bu dünyadan göçen biricik güzel toplum değildir. Bu niteliklere haiz sayısız halk ve kültür yok edildi. Barbalık kurbanı olan Dersim toplumu kendini hiçbir koşulda öncelikle bir “kurban” olarak tanımlamamalıdır. Dersimliler öncelikle dönüp kendilerine bakmalıdırlar. Kendi yıkımının sorumluluğunu üstlenmelidirler. Her şeyi Türklerle veya diğerleriyle açıklamak doğru değildir. Bu toplumu yıkıma götüren sonuçta kendi zaaflarıdır.

Kırmanciye’nin etnik kimliğinin farklı olduğunu ve inkar edilmemesi gerektiğini söylemekle yetindiğimiz durumlarda bile sayısız saldırıya uğradık. Türklerden farklı olduğumuz artık pek tartışılmıyor ama Kürtlerden de farklı olduğumuz gerçeğininin dile getirilmesini Dersimlilerin önemli bir kesimi bile artık “lüks” yahut gereksiz buluyor. Etnik bir kimliği savunmak sanki dünyanın en sapkın işlerinden biriymiş gibi karşılandı. Oysa kabul edilemez olan çok küçük, çok mütevazi da olsa bir grubun etnik kimliğini inkar etmektir. Hatta bizi kıskananlar bile oldu. “Nedir bu Dersim sevdası? Dersim de nihayetinde bir şehir değil midir?” şeklinde soru soranlar da oldu.

Dersim savunuculuğu adına bir sürü komik ve samimiyetten yoksun işin yapıldığı da doğrudur. Dersim’e ait şeylerde olmadık manalar keşfedenlerden tutun da, Dersimciliği aslında “legal bir kılıf” olan bir sürü “heval”ı, bir sürü “yoldaş”ı ve bu “heval”lerle “yoldaş”lar arasında yolunu bulmaya çalışan bir sürü çerçiyi bir arada görünce oradan hızla uzaklaşmak geliyor insanın içinden. Sahtelik akıyor her yerden. Güzel bakan gözler kaybolmuş. Gülmeler histerik. Övgüler aşağılayıcı. Konuşmalar anlamsız. “Ah dedem veya babam kuşağından Dersimlilerle şöyle bir birbuçuk saatlik bir yol arkadaşlığı yapabilseydim. Sohbetlerine kulak misafiri olabilseydim! Biraz nefes alabilseydim. Bu boğulma hissinden bir an için kurtulabilseydim” diyorsunuz.

“Dersim tarihinde olup biten her şeyin idealize edildiği veya Dersim kültürüne çok aşırı bir biçimde değer verildiği” iddiası da doğru değildir. Kırmanciye insanı felsefe ve bilime katkı bakımından yerini bilir. Kendini abartmaz. İnsanın kültürünü özlemesi doğaldır. Özlemek üstünlük iddia etmek veya diğer kültürleri değersiz görmek değildir.

Tarihsel Dersim kültürü her bakımdan anti-Türktür. Onun için bu noktada argüman ileri sürme gereğini bile duymuyorum. Dersimlilerin Kürt olmadıkları gerçeği ise hâlâ yaygın bir biçimde kabul edilmiyor.

Dersimlilerin bir kısmının kendilerine “Kürt” demeleri sorun değildir aslında. Dersimli farklılıktan tarihsel olarak hiç korkmamıştır. Bu bakımdan Dersimlilerin bir kısmının kendilerine “Türk” veya “Kürt” demeleri dünyanın sonu sayılmaz. Bizim karşı çıktığımız bu kimlik tercihlerinin otoriter, baskıcı ve imhacı politik projelerle doğrudan bir bağının olması gerçeğidir. Bu bağın koparılmasıyla birlikte bütün sorun biter. Herkes bizim duygu ve düşüncelerimizi paylaşmak zorunda değildir. Bizim duygu ve düşüncelerimizi paylaşmayan “Türk” ve “Kürt” Dersimlilerin en az bizim kadar Dersimli olmaya hakları vardır. Yeter ki Dersim’e zorbalık yapmasınlar. Yeter ki Dersim’e Atatürkçülüğü veya Apoculuğu dayatmasınlar.

“Bir zamanlar bu şehirde konuksever, sıcak yürekli dost canlısı iyi insanlar, ceren gibi, kırmızı mercan gözlü, uzun boyunlu, kalem kulaklı, suna gibi cins atlar vardı. Onlara ne oldu?”

“Yaşlı adamdır ki, azıcık doğruldu, ak sakalı kirli, titredi, yüzü eski bir ışıkla parladı, derin bir aaah dedi, ciğeri söken. Aaaah ! Duvara sırtını iyice verdi.”

“Neden sonra gözlerini açtı.
“ ‘O iyi insanlar,’ dedi, ‘o güzel atlara bindiler çekip gittiler...” (Yaşar Kemal)

Mehmet Yıldız

 

 

 

   
 
    Back to Top