Hüseyin Aygün
Bir Emanetin Öyküsü
Asıl adı Kekil olan Kahraman Aytaç 1938 trajedisinden
kurtulmuş emanet bir çocuktu. Yaşamı boyunca Dersim ve
Kızılbaşlığı kıskançlıkla sahiplendi ve savundu. Şimdi
dünyaya gözlerini açtığı köyün mezarlığında serin bir
köşede yatıyor. Emanet yerini buldu.
BİA Haber Merkezi
04/07/2007
--------------------------------------------------------------------------------
BİA (Tunceli) - Yıl 1937'nin yaz aylarıdır. Dersim
merkeze bakmaya tek yetkili olan Kaymakam Koçoğlu astığı
astık kestiği kestik bir zalim adamdır.
Koçoğlu, birgün iki Kureyşanlı bekçi görevlendirir;
Barge'den Silê Dil ailesinden Hüseyin ve Davut'u alıp
geleceklerdir. Bekçiler Barge'ye akşam üzeri varırlar.
Silê Dil ailesinin yaşlısı Xane nine onları karşılar.
Kendilerine Şirê Soj pişirir; en iyi şekilde ağırlar.
Xane, bekçilere "biz akrabayız, siz gider Kaymakama 'biz
gittik ama görmedik' dersiniz" der. Yaşlı Xane,
Dersim'de yaşamanın acı tecrübelerinden "gidenin
gelmediğini" öğrenmiştir.
Bekçiler gider gitmez tüm köylüler toplanır ve
köyleri Barge'nin yukarısındaki ormana kaçarlar. Ormanın
üstlerinde bir yere yerleşip uzaktan köylerini gözlemeye
başlarlar. Tunceli merkezden bir-iki saat içinde
süvariler gelip evleri sararlar. Peşlerinden ise o dönem
askerlere lojistik destek taşıyan ve harekat sonrası
ganimet toplayan ve genellikle Palu ve Diyarbakırlı "makaracılar"
vardır. Bunlar evlerin içinden alabildiklerini alır ve
evleri ateşe verirler. Köydeki hayvanlar da ganimetler
arasındadır.
Orman içindekiler yaşlı gözlerle, yanan evleri,
gökyüzünü saran siyah dumanları seyrederler.
Köylülerimiz ormandan çıkamazlar. Pirgiç tarafına
geçerler. Her taraf asker doludur. Munzur suyu cesetler
taşımaktadır; uzaktan bakınca köylüler insanları odun
sanırlar. Bu manzara umutlarını tüketir; ölüme
yakındırlar.
Silê Dil ailesinden Ali Doğan, Davut'a "sen yol
çıkarırsın bizim çocukları da al yanına, sen onları
kurtarırsın" der. Zazaca olarak "bavokê tuyo, mara az
bımano" (sana emanettir, neslimiz bitmesin) diyerek oğlu
İsmail'i ona emanet eder. Yanlarına sadece sazlarını
alarak dağlarda saklanmaya başlarlar. Aliyê Silê Dil,
Memliyê Uşenê Dil, Hesenê Dil ve eşleri Ejma Xanıme,
Jüle Xanıme, Perixane ve Xıme de olmak üzere bir grup
ayrılır. Davut, İsmail, 4 çocuk ve henüz kundakta olan
Kekil bebek de ayrı bir grup olarak ayrılırlar.
Bu arada Silê Dil ailesinin Barge'nin doğusunda Gomê
Heseni bölgesinde yaşayan Çê Sey Uşênê Nazıke adını
taşıyan fertleri ihbar edilmiştir. Evlerinde ünlü
silahşör Silê Sur'un üç-dört yaşlarındaki oğlunu
barındırdıkları gerekçesiyle gözaltına alınmışlardır.
Silê Sur haber göndermiştir; "bavokê sımao, mara az
bımano" (sizin emanetinizdir, neslimiz kurumasın) demiş
ve oğlunu saklamalarını istemiştir. Bu tek çocuk
ölümlerine fermandır; toplam yirmi dört kişi bağlanarak
Dinar ile Munzur suyunun birleştiği yere getirirler;
eski bir değirmenin önünde (Areyê Ali Begu) kurşuna
dizilirler. Emanet Demenanlı çocuk da aralarındadır.
Aradan geçen birkaç aydan sonra asker aniden çekilir.
Hükümet af ilan etmiştir. Tekrar bekçiler gelirler. Affa
güvenen Davut, Kaymakam Koçoğlu'nun yanına gelir. Haber
doğrudur; "vur emri" kaldırılmıştır. Dağlarda saklanan
kafile de birkaç gün sonra gelir ve hepsi serbest
bırakılırlar.
Dağlardaki kaç-kovala sona erdiğinde kurtulanlar
arasında kundaktaki Kekil bebek de vardır. "Ormanın
emaneti" (bavokê bırr) olan Kekil, birkaç yıl sonra
ayağında çarık, üzerinde yırtık beyaz don ile okula
gitmeye başlar. Zazaca'dan Türkçe'ye geçiş bu zeki çocuk
için çok kolaydır. Asıl adı Kekil olan bu çocuk okumayı
beceremeyen abisinden ismini devralır; artık adı
Kahraman Aytaç olmuştur.
Tunceli'de ortaokul-lise olmadığından Elazığ'da okur.
Ankara Hukuk Fakültesi'ne girer. Yazları Dersim'e
gelir-gider; tarlada çalışmayı çok sevmektedir. O günün
sol hareketine girer ve çalışır. Öğrenci olaylarından
birkaç kere kısa süreli gözaltı yaşar.
Öğrenciyken "Kemerê Bel" köyünden akrabası ile
evlenir. O dönem "okumuşlar" içinde Dersim dışından
biriyle evlenmek ve batıya yerleşmek kuraldır. Ancak
onun Dersim, Alevilik-Kızılbaşlık ve Kırmanci'ye sevgisi
öylesine büyüktür ki memleketi terk edemez. Hatta
Koçgirili Alişer-Zarife'ye olan sevgisi onu büyük erkek
çocuğuna Alişer ismini koymaya götürür.
Tunceli'de avukatlığa başlar. Tunceli'nin ilk
avukatlarındandır. Aynı zamanda Türkiye İşçi Partisi'nin
(TİP) kurucu üyesi olur. TİP çalışmalarında aktif olarak
yer alır. Yaşamının sonraki yıllarında Hacıbektaş Veli
Derneği kuruculuğu da olacaktır. Avukatlık hayatını
Tunceli, Çemişgezek ve son olarak Ankara'da sürdürür.
Tunceli'den ayrılırken bürosunu içindeki malzemelerle
birlikte henüz çiçeği burnunda bir avukat olan Kemal
Burkay'a bırakır.
'38 felaketinden şans eseri kurtulan"ormanın emaneti
çocuk" , acı ve zulümlerle dolu hayatı sona erdiğinde
2007'nin bir kış gününde köyü Barge'de belki de 1938'de
kendisini saklayan yaşlı bir meşe ağacının altına
gömülecektir.
Hayatının son yıllarında içini ağır ağır kemiren
kanser hastalığına inat Dersim'le ilgili bildiklerini ve
gördüklerini yazmaya başlar. Aleviliği, '38 katliamını,
Elazığ Mahkemesi'nde Seyit Rıza ile asılan Uşenê Seyit'i
anlatmak istediği çok kapsamlı bir kitap düşünür ama
hastalığı buna izin vermez. "Halk Anlatımlarına Göre
Dersim" adlı kitabını (Kalan Yayınları, Ocak 2002)
bitirdiğinde 1996'nın yazıdır ve yatakta ağır hastadır.
Kitabında Dersim'deki secereleri, aşiretleri, Birinci
Dünya Savaşı ve İstiklal Savaşında Dersim'i, Kureyşanlı
Uşenê Seyit'i, Seyit Rıza'yı, Koçanlı aşiretinin lideri
Qopo Hüseyin'i yazar. Resmi ideolojinin "Dersim vergi
vermiyor" yalanına karşı şunları söyler: "Resmi
iddialara ters olarak gerek Baba Mansur Seceresi gerekse
Bahtiyar aşiretine ait berat vesikasında 1600 yıllarında
bile Dersim'in vergi verdiği ve askere gittiği yazılıdır".
Yazarımız Atatürk'ün Tercan'da kurtulmasında Dersim
ileri gelenlerinin rolünü de anlatır: "Padişah Mustafa
Kemal'i hain ilan etmiş. Kemaliye üzerinden Sivas'a
geçmek isteyen Mustafa Kemal'i 200 adamıyla karşılayan
Diyap Ağa 'sizi Sivas'a kadar salimen götürmeye geldik'
der. Diyap Ağa daha sonra Meclis'te Dersim mebusu
olacaktır".
Kitap, '38 Dersim Harekatında resmi ölü sayısı -on
altı bin kişi- katliam gören yerler ve aileler ve
aşiretlerin sürgünü ile ilgili önemli bölümlerle sona
erer.
Kahraman Aytaç, -her yazar gibi- kitabını bazı
dostlarına imzalar ve hediye eder. Bunlardan biri
Dersim'deki genç bir meslektaşıdır. Ancak kitabı,
hastalık illetinden bir türlü ulaştıramaz ona. Yaşamını
kaybettiğinde bedenini köyüne getiren arabanın içinde bu
hediye kitap da vardır. Genç meslektaşı kitabını köydeki
meşe ağacının altında hüzünle alır ellerine. O
imzalanmış ama ulaştırılamamış kitabın sahibi işte bu
satırların yazarıdır.
Dersim'de değerleri bilinen emanetler vardır. '38'de
insanlar çocuklarını tıpkı hikayemizdeki Demenanlı Silê
Sur gibi komşularına verir ve "Bavokê Heq kerdo, dey ra
dıma ki bavokê to kerdo" (Önce Allaha sonra sana emanet
etmişim) derlermiş. Böyle söylendikten sonra emanet
edilen bir avuç altın veya herhangi bir eşya değil masum
çocuklardır.
Kahraman Aytaç '38 trajedisinden kurtulmuş emanet bir
çocuktu. Yaşamı boyunca Dersim ve Kızılbaşlığı
kıskançlıkla sahiplendi ve savundu. Şimdi dünyaya
gözlerini açtığı köyün mezarlığında serin bir köşede
yatıyor. Emanet yerini buldu. (HA/TK)