Anasayfa     Zazaki     Français     Türkçe      Armenian     Deutche      Kurmanc      English

   
  Zazaki Siirler  

 

   

Dersimlilerdeki Etrak ve Ekrad Sendromu –II

Mehmet Yıldız  30. Ekim 2006

3. Ermeni ve Asuri soykırımları, Kürtler ve Dersimliler
Asuriler’e ait bir web sayfasında “dürüst bir Kürdün itirafları” başlıklı Almanca’dan İngilizce’ye çevrilmiş bir makale görünce, bu “dürüst Kürd”ün kim olduğunu çok merak ettim. Meğer bu “dürüst Kürt” Haydar Işık imiş. Dersimli Haydar Işık Ermenilerden ve Asurilerden “benim halkım da soykırımlara katıldı” diyerek özür diliyor. Asuriler “nihayetinde çok geç de olsa, sonunda dürüst bir Kürt ortaya çıktı ve gerçeği itiraf etti diye” seviniyorlar. (Bkz: http://www.christiansofiraq.com/iski.html)

Dersimlilerin dolaylı olarak Ermeni soykırımının ortakları ilan edilmelerinin nedeni onların gerçek fiilleri değil, keyfi olarak Kürt ilan edilmeleri ve böylece ağır bir iftiraya uğramalarıdır. Araştırma ve tarih yazma adına bizi “Kürt” olarak adlandıran o kadar çok kişi ve kuruluş var ki, H. Işık bu bakımdan bir istisna sayılmaz. Hatta öyle ki Ermeni Ulusal Enstitüsü’nün (Armenian National Institution) saptadığı Jenosid Kronoloji’sinde bile Dersimlilerden “Dersimli Kürtler” olarak bahsediliyor. Ancak H. Işık’ın tutumunu istisnai kılan, onun gönüllü ve bilinçli bir biçimde masum ve koruyucu olan kendi halkını Kürtlerin işlediği insanlıkdışı suçlara ortak etmek istemesidir.

H. Işık’ın bu yazısında Ermenilerden ve Asurilerden Kürtler adına dilenen özür Dersimliler adına da dilenen bir özür oluyor. Halbuki Dersimlilerin böyle bir özür dilemesini gerekli kılan herhangi bir neden yoktur. Dersimliler Kürtlerin yaptıklarından sorumlu tutulamazlar. Dersimliler Kürt değildirler ve Kürtler soykırım ortaklığı yaptıklarında onlar soykırıma katılmayı reddettiler ve mazlumun cephesini seçtiler. Bir başka deyişle, eğer Dersimlilerin Nazi dönemi Almanyası’nda Almanların Yahudilere yaptıklarından dolayı Almanlar adına Yahudilerden özür dilemesi mantıksızsa, Dersimlilerin aynı şeyi Türkler ve Kürtler adına Ermeniler ve Süryaniler karşısında yapması da mantıksızdır. Bu gibi bir özür dileme arzusu ancak patolojik bir vaka olabilir.

Şafi Kürtlerin dilemesi gereken bir özürü Kürtler adına bir Dersimlinin dilemesi ancak bir hastalık belirtisi olabilir ve bu bir aldatmacadır. Kürt aydınlarından, politikacılarından, din adamlarından vb. Ermeni yahut Asuri soykırımlarında Kürtlerin oynadığı rolü bugüne kadar kabul eden hiç kimse olmadı. H. Işık Ermenileri ve Asurileri aldatıyor. H. Işık Kürtlerin rızasını alarak konuşmuyor. H. Işık Kürtlerin onayı olmadan kendini Kürtlerin ulusal temsilcisi ilan etmiş ve Kürtler adına Kürtlerin asla kabul etmediği ve bundan sonra da kabul etmeye pek niyetlerinin olmadığı şeyler söylüyor.

Yukarıda da belirttiğim gibi, Dersimliler Ermeni soykırımına katılmayı reddettiler. Dahası, Ermenileri korudular. Bunu daha sonra Ermeni jenosidi üzerinde en ciddi çalışmayı yapmış olan kuruluşlardan biri olan Amerika’daki Ermeni Ulusal Enstitüsü’nün (ANI) saptadığı Jenosid Kronolojisi vasıtasıyla ispatlayacağım. Ancak öncelikle Haydar Işık’ın insanın aklı havsılasının almadığı itirafı üzerinde durmak istiyorum.

H. Işık’ın “itirafının” orijinal Almanca başlığı “Vergangenheit und Gegenwart: Völkermord an Armeniern” (Geçmiş ve Günümüz: Ermeni Soykırımı) olmasına rağmen söz konusu kuruluş bu makaleyi İngilizce’ye “Confessions of an Honest Kurd; The Assyrian & Armenian Genocide; Past and present” (Dürüst bir Kürdün İtirafları; Asuri ve Ermeni Jenosidi; Geçmiş ve Günümüz) şeklinde çevirmiş. (http://www.christiansofiraq.com/iski.html)

H. Işık şunları yazıyor:

“Ben Alevi bir Kürdüm. Yaşadığım bölgede cami yoktu. Çocukluğumda bölgedeki Ermeni kiliselerinin kalıntılarına hayran kalmıştım. Kiliselerin duvarlarının yıkılmış olmasına rağmen, kolonlara dayanan kubbeler hâlâ yerlerinde duruyorlardı. Bu kubbelerin üzerine çizilmiş o harika resimler hâlâ görülebiliyordu.”

“Benim doğum yerim Kürtçe “Kızılkilise” ya da “Kırmızı Kilise” olarak adlandırılıyordu (Muhtemelen bu bölge daha önce Süryani yahut Ermeni bir isim taşıyordu). Fakat daha sonraları Türk hükümeti tarafından diğer Kürtçe yer adları gibi Kızılkilise adı da değiştirildi. Kızılkilise ‘Nazimiye’ oldu”.

Birinci olarak, jenosid nedeniyle yazılan bir özür dileme yazısında bu satırlarla ima edilen şudur: “Ermeni veya Süryanilere ait olan bir yerleşim bölgesi Dersimlilerin oldu. Hırıstiyan azınlıklardan arkaya bir tek kilise kalıntıları kaldı. Bu süreç jenosid ile doğrudan bağlantısı olan bir süreçtir.” Halbuki bu doğru değildir. Dersimliler Ermenileri kovarak onların topraklarına el koymadılar. İkinci olarak, “Kızılkilise” Kürtçe bir isim değildir. H.Işık Türkçe olan bir ismi keyfi olarak Kürtçe ilan ediyor.

“Alevi Kürtler”in 1915 Ermeni jenosidine katılmadığını söyleyen H. Işık Kürtlerin jenosid ortaklığını birkaç aşiretin suç ortaklığına indirgiyor. Yazara göre, 1) Kürtler bu soykırımlara bağımsız kararlar neticesinde yahut kendi çıkarları için değil, Türkler tarafından kullanıldıkları için katıldılar, 2) Jenoside katılanlar Van, Urfa, Ağrı, Muş ve Bingöl’de yaşayan Hasenen, Cibran, Zirkan, Sipkan, Milan vb. Sunni aşiretlerdir. Bu aşiretler Kürtlerin yalnızca bir azınlığını oluştururlar. Dolayısıyla Kürtlerin çoğunluğu masumdur.

Yazarın bu “itirafı”nın pek samimi bir itiraf olmadığı anlaşılıyor. Birinci olarak, Kürtler sürekli bir biçimde Ermenlerin topraklarına el koymak için Ermenileri katliamlardan geçirdiler. Bu katliamlar sırasında Ermeni kadın ve kızlarını köle edindiler. Bunu Osmanlıların veya Türklerin inayetiyle yaptılar ama kendi çıkarları için yaptılar. Ermeni araştırmacılar bu gerçeği sürekli bir biçimde dile getiriyorlar. Örneğin II. Abdul hamid döneminde 1894-1896 yıllarında gerçekleşen Hamidiye katliamlarının nedeni Ermeni topraklarına yönelik sistematik Kürt tecavüzlerine Ermenilerin direnmesidir. (http://www.armenian-genocide.org/hamidian.html ). İkinci olarak, 1915 Jenosidi yalnızca yukarıda adı geçen “Kürt” şehirlerde vuku bulmadı. Kürtleri doğrudan ilgilendirdiği için bu şehirlere en azından Bitlis, Adıyaman, Maraş, Siirt ve Diyarbakır’ı da eklemek gerekir. Bunu yaptıktan sonra da şu soruyu sormamız gerekiyor: Bugünkü “Kuzey-Kürdistan”dan arkaya ne kaldı?

Kaldı ki sorunu bir azınlık sorununa indirgemek samimiyetten uzaklaşma ve kabahatine özür yaratma girişimidir. Örneğin Nazi dönemi Almanyası’nda Holocaust’a doğrudan katılan Almanların sayısının en fazlasından 100 bini geçtiği söylenebilir (Bkz: Goldhagen, D.J. [1996] Hitler’s Willing Executioners- Ordinary Germans and the Holocaust , London: Little, Brown § Company sayfa: 167). O zaman toplam Alman nüfusu 70 milyon civarındaydı. Ama Holocaust sayıları 100 bin civarında olan bir azınlığın yaptığı bir soykırım olarak değil, haklı olarak Almanların yaptığı bir soykırım olarak tanımlanır.

Sonuç olarak, Kürtler Ermeni soykırımına yalnızca Türklerin piyonları olarak değil, gönüllü olarak kendi adlarına katıldılar. Nitekim önümüzdeki günlerde bu gerçekler tüm çıplaklığıyla açığa çıkacaktır. Bu konuyla ilgili olarak 24 Eylül 1915 tarihli The New York Times gazetesi tarafından verilen bir haberde Türklerin ve Kürtlerin 500 bin Ermeniyi katlettikleri ve Washington’un Hıristiyanların Türkler ve Kürtler tarafından katledilmesine son verilmesini istediği belirtiliyor. Haberdeki şu satırlar özellikle çok dikkat çekicidir:

“During exodus of Armenians across the deserts they have been fallen upon by Kurds and slaughtered, but some of the Armenian women and girls, in considerable numbers, have been carried off into captivity by the Kurds.” (http://www.armenian-genocide.org/9-24-15-text.html)

( Ermeniler kitleler halinde çöllere doğru sürüldükleri sırada Kürtlerin saldırılarına uğradılar ve katledildiler. Ayrıca çok sayıda Ermeni kadın ve kız Kürtler tarafından esir alındı.)

ANI’nın oluşturduğu Jenosid Kronolojisinde Dersimliler için şu kayıt düşülmüştür:

“July 18 1915
In the region of Dersim, 3,000 Armenians are killed by the Turks. Almost all of the large Kurdish population of Dersim refuses to participate in the massacres even shelters many Armenians.” (http://www.armenian-genocide.org/research.html)

(18 Temmuz 1915
3 bin Ermeni Dersim bölgesinde Türkler tarafından katledildi. Hemen hemen Dersim’in büyük Kürt nüfusunun tümü katliamlara katılmayı reddetti. Hatta çok sayıda Ermeniyi koruma altına aldılar.)

4. Sonuç
Dersimlilerin yabancılar tarafından “Kürt” olarak tanımlanması her zaman kötü bir niyetle yapılan bir tanımlama olmayıp bu çoğunlukla yalnızca çok ciddi bir bilgisizliği yansıtır. Ancak Kürt milliyetçilerinin yaptığı tanım Dersim etnik kimliğini yok etmeye yönelik bir plandır. Ekrad sendromu yaşayan Dersimli politik aktivistler, yazarlar ve sözde araştırmacılar bu planın uygulayıcıları arasında çok önemli bir yere sahiptirler. Kişisel olarak patolojik olan bu vakanın tüm nedensellik mekanizmasını açığa çıkarmak için geniş çaplı bir araştırma yapmak gerekse de, bu şahısların daha bugünden Dersim’in dostları olarak görülmemeleri çok önemlidir. Dersimliler etnik kimliklerini koruma ve özgürleştirme mücadelesini ancak Dersim dostları arasında sağlanacak olan bir birlik aracılığıyla verebilirler. Dost düşman ayrımı yapmadan nüfus kayıtlarını esas alarak ciddi kuruluşlar oluşturulamaz.

Dersim kültürel kimliği tarih boyunca Kürt kimliğinden her zaman çok farklı oldu. Farklı olmak düşman olmak değildir. Farklı olduğumuzu her söylediğimizde düşman sayılıyoruz. Somut ve kendini en sık biçimde tekrarlayan komponentler ve göstergeler bile inkâr ediliyor. Dillerimiz farklıdır. Dinlerimiz farklıdır. Tarihimiz farklıdır. Komşu kavimlere tutumumuz farklıdır. Keza Dersimliler tecavüze uğrayan 11-12 yaşlarındaki kızlarını “aile namusunu temizleme” adına öldürmezler. Kadınlarını ahırda katıksız müebbet hapse mahkum etmezler. Kadınları saçlarını kazımak, burun ve kulaklarını kesmek suretiyle cezalandırmazlar. Eşleri üzerine kuma getirmezler.
-Bitti-

Mehmet Yıldız

 

 

 

   
 
    Back to Top