MUNZUR EFSANESI
Nuri Can
Kaynak: http://www.baktabul.com
Tarih : 09.08.2005
Derler ki, çok eskilerde bugünkü Tunceli ili Ovacık
ilçesine bağlı Koyungölü Köyü civarında yaşayan bir
ağanın işlerini yapan Munzur adında bir yanaşması varmış.
Hızmette hiç kusur etmez çok becerikli ve başarılıymış.
Ağanın bir dediğini ikiletmez, çobanlıkta tutda tarla
tapan işlerine koşar, çift sürdüğü öküzlerin, iş gördüğü
atların bakımını, beslemesini hiç aksatmaz, işine toz
kondurtmazmış. Bağlılıkta, doğrulukta eşi bulunmaz, hiç
bir canlıyı incitmez, hızmetinde kusur etmezmiş
İş gördüğü atların, sabana koştuğu öküzlerin, Sütünü
sağdığı koyunların otunu, yemini, suyunu vermeyi unutmaz
en iyi bakımı uygularmış; Hayvanları hiç incitmez kışın
ahırda rahat etsinler diye altlarına yumuşak samanlar
serer, tımarlarını tamamlar, yere yattıklarında
yanlarını acıtıp acıtmadığını denetler önce kendisi
yatar bakarmış. Onları gözü gibi korurmuş
Bu tutumundan
ötürü ağası da kendisinden çok hoşnutmuş.
O yıl yağışlar bol olmuş, toprak verime kavuşmuş,
tarlalar tahıla durmuş. Harman zamanı ambar buğdayla
dolmuş, Bahçeler, bostanlar meyveye durmuş. Koyunlar
çift çift kuzulamış. Bu verim ve bolluk ağanın yüzünü
güldürmüş. Sonuçta Munzur´un ağası hacca gitmeye karar
vermiş. Yola çıkmadan önce de Munzur´u çağırtmış:
Bak oğul, yaşım erişti. Allah da verdi vereceğini. Hacca
gitmek kaçınılmaz oldu artık. Evi barkı, malı mülkü,
çoluk çocuğu sana emanet edip gideceğim. Sana güvenim
tam, gözümü arkada bırakma, hızmetinde kusur etme. Beni
mahçup etme, diyerek hanımına gidip helallık dilemiş
Hatun ayrılık bir çeşit ölüm, gidip dönmemek de var.
Hakkını helal et. Munzur´un kadir kıymetini bilesiniz,
üzmeyesiniz, herkesten hellalık diliyerek Allaha emanet
olun deyip yola düşmüş
O zamanlar hızlı taşıtlar yokmuş, hac yolculuğu aylar
sürermiş. Derken ilden ile geçip varmış kutsal
topraklara.
Aradan günler geçmiş, ağa hacda iken, ağanın hanımı
Munzur´u çağırıp bak oğul taze helva pişirdim, kulakları
çınlasın ağan bu helvayı çok severdi, onu hatırladım ve
onun için yaptım, senin payını da ayırdım diyerek sahana
helva doldurup Munzur´a verirken derinden bir iç çekmiş
ve ah ah ah keşke şimdi ağan da burda olaydı, demiş.
Bu erinmeye dayanamayan iyi kalpli Munzur: Hatun Ana,
siz o helvadan ağamın payını sahana koyun. Varıp vereyim,
demiş. Hatun Ana öneriyi Munzur´un saflığına saymış:
Canı çekmiştir, verdiğim helva az geldi herhal. İstemeye
yüzü tutmayınca da bu yolu seçti. ´Vermesem gönüllenir´
düşüncesiyle kalan helvayı sahana koyarak eline
tutuşturmuş. Madem istiyorsun al götür´ demiş.
Munzur kabı kaptığı gibi gözden yitivermiş. Helvanın
daha dumanı üstündeyken dua etmekte olan ağasına
yetiştirmiş. Helva kabını yanına koyup rahatsız etmeden
tekrar gözden kaybolmuş. Ağa Munzur´u görmüş ama dönüp
bakıncaya dek Munzur gözden yitivermiş. Şaşkınlık içinde
kalan ağa bunu düş sanmış. Ne varki helva kabı
yanıbaşında duruyormuş. Kabı açıp bakmış sevdiği
helvanın dumanı tütmekteymiş. Munzura içinden derin
saygı beslemiş. Gördüklerini dönüşte herkese
anlatacağına dair içinden söz vermiş
Ağa bunları düşünürken, Munzur helvayı ağasına
ulştırdıktan sonra dönüp ağasının kapısını çalmış bile.
Ağanın hanımı karşısında Munzuru görünce: Ne var ne oldu
Munzur? Hayırdır? Dediğinde, Munzur, Hayırlı oldu hatun
ana helvayı ağama ulaştırdım. Dua ediyordu bırakıp
döndüm, demiş. Hatun ana inanmamış. Söylenenleri Munzur´un
saflığına sayarak İyi etmişsin Munzur ellerine sağlık
demiş. Bu olayı yakınlarına da anlatmış. Ağa daha hacdan
dönmeden bu öykü etrafta duyulup yayılmış.
Vakit geçmiş, zaman erişmiş. Ağanın hac vazifesini
tamamlayıp köyüne doğru yola çıktığının haberi gelir.
Komşuları herkes elinde bir hediye ile hacıyı
karşılamaya giderler.
Munzur da, götürecek başka hediyesi olmadığından, bir
çanağın içerisine koyunlarından bir miktar süt sağar ve
bununla ağasını karşılamaya gider. Ağayı karşılayanlar,
ellerine sarılmak için adeta yarışıyormuşlar.
Ağa bu sırada en arkadaki Munzur'u görünce el öpenlere
Munzur u göstererek yanındakilere,
-Asıl hacı Munzur'dur. Öpülecek el varsa Munzur'un
elidir.Munzur ermiş biri, Önun elini öpün, önce ben
öpeceğim der. Munzur bu konuşmaları duyduğunda:
- Aman ağam etme eyleme Allah aşkına bırak elini öpeyim.
Böyle bir şey olmaz. Ben yıllarca senin ekmeğinle,
aşınla büyüdüm. Sen nasıl benim elimi öpersin. Ben ne
sana, ne de başkalarına elimi öptürmem. der
Bakın bu sahanı görüyorsunuz, bu sahanla bana helva
getiren Munzur dur, ermiş kişidir demiş. Ağanın hanımı
bu konuyu daha önce köy içinde yaydığından durumu hemen
kavramışlar. Gerçeği ağadan öğrenince de kalabalık
Munzur'a yönelir. Munzur gizinin açıklanmasını
istemediğinden dönerek elindeki süt tasıyla dağa doğru
kaçmaya başlamış.
Munzur önde, ağa ve yanındakiler arkasında bir
kovalamaca başlamış.
Şimdiki Munzur ırmağının ilk yerine geldikleri zaman
Munzur'un elindeki süt dolu çanak dökülmüş ve sütün
döküldüğü yerde, süt gibi beyazı bir su fışkırmış.
Bundan sonra Munzur kırk adım daha atmış. Attığı her
adımda bir kaynak fışkırmış. Ve fışkıran bu sulardan bir
ırmak meydana gelmiş. Munzur'un arkasından koşanlar bu
ırmağın kenarına gelip karşıya geçmeye Munzura yetişmeye
çalışmışlar ama öte yakaya geçememişler. Munzur Allahım
sırrımı ifşa etme, ellerini gökyüzüne kaldırarak beni
yanına al demiş. Sonunda dağın eteğinde bir kayanın
önüne gelmiş. Elindeki değnekle tası yere atıp Irmak
kenarında bekleyenlerin gözleri önünde kaybolup gitmiş.
Ardında sadece çoban değneği ve boş süt tası kalmış
``Emekçi ve erdemli çoban Munzurun sevgisi gönüllere
akarak, dillerde ululanmış, varmış günümüze ve dünya
döndükçe de var olup yaşayacaktır Munzur.
Çocukluğumda Ninemin bana anlattığı bir kaç Munzur
efsanesinden biriydi bu anlatmaya çalıştığım.
Çocukluğumda ninemden duyduğum her efsane, her masal
hayatımda farklı bir biçim aldı. Hayatımda çocukluğumun
geçtiği Munzuru hep kendime yakın hissettim, kendimi
hep Munzurdan bir parça bildim.. Nereye gittiysem
kalbimde taşıdım hep izlerini Munzur dağının
Munzuru
seven, özleyen, düşünen herkese sevgiyle
``
Nuri CAN