DEVLET VE SİVİL TOLUM
Auteur - yazari: GAZİ EKE
Tarih, gün ve saat : 31. Mart 2006 22:10:00:
DEVLET VE SİVİL TOLUM
12 Eylül Askeri darbesine karşı Sosyalist hareket ve grupların karşı
koyamamasının asıl nedeni teorik, ideolojik ve politiktir. Sol
güçlerin 12 Eylül askeri darbesine karşı koyamamasının altında bu
nedenler yatıyordu. 12 Eylülün gelmesiyle birlikte darbeye karşı
koyamayan bu güçler sadece ideolojik ve politik olarak mahkum
edilmiyordu, pratik olarak da mahkum edilmiş oluyordu.
12 Eylül, Türkiye Pazarını Emperyalist-kapitalist sistemin açık
pazarı haline getirirken diğer taraftan sol hareketlerin siyasal
bütünlüğünü de ortadan kaldırmış oluyordu.Bu örgütsel durum fiili
olarak 12 Eylül darbesine karşı koyamamanın ideolojik ve politik bir
sonuçlarıydı.
Bir taraftan ideolojik ve politik çözülmenin sonucu olarak dıştan
örgütsel tasfiyeler başlarken diğer taraftan içtende bu tasfiyenin
pratik sonuçları gözüküyordu.
Bugün bir taraftan idealin ölümü yaşanırken diğer taraftan
sosyalist-idealin yeniden doğumu yaşanmaktadır. Bu gün böyle bir
siyasal dönemin içindeyiz. Her zaman yenilgilerden sonra yeni bir
sosyalist mücadele hattının örülmesi için yorum ve yasa
çıkartılır.Bu yorum ve yasalar bir önceki yenilgilerin içinden
çıkartılarak geleceğe ışık tutulmaya çalışılır.
Bu yenilgi dönemlerinin içinde ve ardından ezilen halk kitleleri
resmi kültürle ironi ve alay yoluyla egemen sınıfların sömürü ve
zulmünü reddetmenin bir yolunu bulabiliyor. Solda ise bu ideolojinin
işleyiş tarzı sinik olarak işliyor demektir. Sinik özne tikel
çıkarlar bazında bir sosyal pratik sergileyerek gerçeklikten kaçarak
gerçeklikle kendi sınıfsal çıkarları arasındaki mesafeyi korumaya
çalışmaktadır.Bu mesafe toplumsal alanların (kamu-özel alan) tümü
özelleştirilebilir hale geldikçe veya liberalizm güçlendikçe
benciller lehine artmaktadır.
Böylece bu sosyal zeminde bireyleşmiş ve mümeyyiz öznelerin hayır
diyebilirliğine bağlanmış bir dayanışma özneler arası birlik ve
tümlüğü patikte reddeder. Aynı zamanda demokrasi birey çıkarı
zemininde işliyorsa uyar işlemiyorsa uymaz.
Liberalizmle birlikte kamu alanlarının tasfiye edilmesi sürecinde
çıkar zeminin de bencil bir bireyleşme hakim olmaya başlamıştır.
Kaldı ki bu kamu alanları da özel mülkün hakimiyetin de olduğu bir
kamu alanıydı. Kapitalist üretim ilişkileri içinde çeşitli sınıf ve
tabakalardan bireyler tikel sınıf çıkarı gereği kendini kamu çıkarı
kılığı altında gizler. Yani bu iki biçimde de tikel bir sınıftan
olan kişi kendini evrensel insan çıkarı kılığı altında
gizler.İdeoloji eleştirisinin amacı bu sahte evrenselliği, genel
insanın ardında burjuva bireyi ve evrensel insan haklarının aradın
da kapitalist sömürüyü mümkün kılan biçimi reddetmektir.
Bugün 12 eylülle birlikte tasfiye edilen hareketlerden ve onlardan
arta kalanlar ezilen sınıf ve tabakaları temsil edecek
siyasal-ideolojik ve pratik donanıma sahip olmadığından
ideolojik-politik ve iktisadi iktidar mücadele alanı siyasal
zeminden bireysel demokratik alana kaymıştır. Derneklerde buna bağlı
olarak çoğalmıştır.
Siyasal iktidar mücadelesini özel alanların küçültülerek kamu
alanlarının büyütülmesi olarak gören siyasal hareket ve gruplar da
kamu alanlarının emekçiler yararına büyütülmesinin bile devlet ile
toplumun kaynaşmasına yol açtığını göremediler.
Halbuki mal mübadelesi ve toplumsal emek alanlarına egemen olan
piyasa kuralları kamusal topluluğu teşkil eden alanlara nüfuz ederek
özel şahıslarca istila edilmiştir. Bu alanlar tüketim faaliyeti
alanına dönüştürülmüştür.
Devletle toplumun karşılıklı birbirine etkileri ölçüsünde kamu oyu,
ve onlarla birlikte devlet organları olarak kurumsallaşmış olan
kamusallık bu alanda oluşmuş olan belirli aracılık işlevini yitirir.
Bunlarla birlikte parlamento da aracılık işlevini yitirir.Liberal
Pazar tarafından sürekliliği güvence altına alınmış olan bir
entegrasyon süreci işler.Bu süreç devletten topluma ve toplumdan
devlete idareci, çıkar çevreleri,dernekler ve partiler bu sürecin
bir parçası haline gelir.
Çıkar dengesinin kökeni piyasa alanı olduğu için uzlaşmanın
kotarılması parlamento dışı alanlara kayar.Bu durum resmi devlet
organlarının yetkilerinin toplumsal örgütlere havale edilmesi
yoluyla yada gayri resmi şekilde fiili yetki kaydırmaları yoluyla
olur.Örneğin:işverenlerle işçiler arasında çıkar dengesine bağlı
olarak yürütülen bir sulh tesisi mümkün olmuyorsa, devletin zorunlu
tahkimi devreden çıkarak, toplu sözleşmenin tarafları var olan özel
özerkliklerini kullanmazlar.Eylem yapmazlar, siyasal kamu
çerçevesinde hareket ederler.Resmen demokratik kamusallık hükmüne
tabii olurlar.
Bu tarz resmi kaydırma daha büyük ölçekli siyasal uzlaşma yetkisinin
yasa koyucudan idarecilerin, çıkar birliklerinin ve partilerin
ilişkileri çerçevesine fiilen kaydırılır.Devlet artık bizatihi
siyasal toplum olmaktan çıkmış bulunan toplumla kendi arsında artan
entegrasyonu, geçici grup anlaşmaları biçimindeki karaları ile
yerine getirir.Bunları kısa yoldan tekil iltimas ve tazminatların
doğrudan alışverişi ile yapar.
Burjuva kamusallığının çökmesiyle birlikte, bu kamusallık örgütler
tarafından medyaya tabi kılınmış kamusal topluluğun üyeleri
tarafından geliştirilen, gösterisel ve manipülatif aleniyeti
benimser.
Sonuç:
Bir taraftan solda 12 Eylül sonrası siyasal iktidar alanının terk
edilerek demokratik alana kayma eğilimi vardır. Bu marksın söylediği
anlamda bir sivil toplum normudur. Diğer taraftan
kapitalist-ulus-devletlerde kamu alanlarının büyütülmesinin
emekçiler yararına olacağını düşünen ve siyasal iktidarın
alınmasının da kamu alanlarının mülksüzlerce işgali olarak gören
yaklaşımlarda toplumla devletin kaynaşmasını anlamamışlardır. Burada
dünyada siyasal boyutta iki deney yaşanmıştır. Hem kapitalist
ulus-devletlerde hem de SSCB ve ÇHC de toplum devletle kaynaşmıştır.
Her ikisinden de devletle bütünleşmiş ve genişletilmiş bir sivil
toplum çıkmıştır.
31 Mart 2006
Gazi eke
|