-Mehmet Yıldız
Bu makalede çok kısa bir biçimde Türk, Kürt ve Dersim
toplumlarının tarihi duruşlarını ve ilişkilerini inceleyeceğim.
Dersim toplumunun Türkleştirilmesi veya Kürtleştirilmesi yerine,
etnik-kültürel kimliğinin korunmasının neden her üç toplumun
yararına olacağını anlatmaya çalışacağım.
Adı geçen her üç toplum arasındaki ilişkiler bakımından Çaldıran
Savaşı bir dönüm noktasıdır. Dolayısıyla, galiplerle mağluplar
arasında varlığını beşyüz sene boyunca sürekli bir biçimde korumuş
olan kültürel farklılıkları inkar etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur.
Her kültürel farklılık mutlaka korunmak zorunda değildir. Ancak
Dersimi Türk ve Kürt toplumlarından farklı kılan her şey hümanist
nitelikler taşımaktadır. Onun için bu farklılıklar korunmalıdır diye
düşünüyorum.
Bilindiği gibi, Çaldıran Zaferini Sultan Selim öncülüğündeki
Osmanlılar ve onların askerleri olan İdrisi Bitlisi öncülüğündeki
Kürtler kazandılar. Yenilenler çoluk çocuk kılıçtan geçirildiler.
Onbinlerce silahsız savunmasız Kızılbaşın katliamı Kürt beylerine
Osmanlı beraatını kazandırdı. Eli kanlı Türkün ve Kürdün arasından
dört yüz sene boyunca hiç su sızmadı. Kızılbaş katliamı üzerine
kurulan dostluk metanetli çıktı. Dostluk duvarının harcı barbarlıktı.
Duvar dörtyüz sene boyunca yeni katliamlarla ve suçlarla beslendi.
Nitekim Ermenileri ve Süryanileri bu dostluk bitirdi.
Dersim o tarihten beri Kızılbaşlığın son kalesidir. Holocausttan
kurtulanların sığınağıdır. Çaldıran Savaşının galiplerinin ilgi
odağıdır. Galipler şimdi ayrı ayrı bizdensiniz diyorlar. Bunların
bizdensiniz dedikleri insanlar dünyanın en talihsiz insanlarıdır.
Türkün ve Kürdün ağzındaki bizdensiniz sözü çoğu kez sulu bir
sırnaşmadır. Mağduru gecenin karanlığında tenha bir köşede
sıkıştırmış tecavüzcü ona ağzından salyalarak akarak sevgilim
diyor. 1915te Urfa önlerindeki tarlalarda sağa sola dökülmüş buğday
tanelerini toplayarak açlıktan ölmemeye çalışan 11-12 yaşlarındaki
Ermeni kızların takatsizliğini ve acısını içinizde hissedemezseniz,
Türkün ve Kürdün bizdensiniz sırnaşmasının tüm manasını da
anlayamazsınız. Burada amaç husumet gütmek değil, insan kalmaktır.
Türklerle Kürtlerin dostluğu resmi olarak 1920li yıllarda bitti.
Dostluktan ziyade düşmanlık ve Kürt aşiretlerinin hainliği üzerine
kurulmuş mide bulandıran bir dostluk var şimdi. Türk devleti
yaklaşık 83.000 Kürde geçici köy korucusu üniforması giydirerek
satın aldı. Bu sayı çatışmaların yoğun olduğu yıllarda 89.293e
çıktı. ( Bkz: TESEV Almanak Türkiye 2005, shf: 137) Bunlar aşiret
adamlarıdır. Dolayısıyla Kürt toplumundaki satılmışlık çok daha feci
bir boyuttadır. Bizi öfkelendiren, ulusal kurtuluşçuların bu
durumu dert edinmemelerine karşın, Dersimin ben Çaldıran Savaşının
galiplerinden değilim. Mazlumun sığınağıyım. Masumum. İftira atmayın.
Ayıptır, günahtır! demesini dünyanın en büyük hainliği olarak
ilan etmeleridir. Dolayısıyla PKK da tıpkı kriminal korucu
aşiretleri veya Kürt şeyhleri gibi hümanizm, rasyonalizm, demokrasi,
insan hakları ve hukuk devletine karşıdır.
Türk cephesindeki pislik ve rezillik diz boyundadır. Türk devleti
katillerin, iskencecilerin, tecavüzcülerin ve hırsızların yuvasıdır.
Koskoca Hırıstiyan aleminin en büyük dini lideri bile Türkiyeye
giderken milyonlarca Hırıstiyanın yüreği ağzına geldi. Gece gündüz
dua ettiler. Çok şükür Papa sağ salim Vatikana döndü de insanlar
rahat bir nefes aldılar. Dersimli bebelere ve kadınlara bombalar
yağdıran Atatürkün pilot kızının en büyük ulusal kahraman olduğu
bir ülkeye kim rahat gidebilir ki? Bebelere bomba atanlar kahramansa,
cihad adına aziz pederin bağırsaklarını İstanbul sokaklarında ortaya
dökmek ve hatta bununla da yetinmeyerek onları sokak itlerine
yedirmek neden Türkün tarih sayfalarına altın harflerle yazdığı bir
başka zaferi olmasın?
Çaldıran Savaşının ikinci galibi Kürtlerin durumu da pek parlak
değildir. Kardeşlerinin kellesini satarak geçinen ve bu yüzden
çiftçiliği ve hayvancılığı unutan 83.000 korucu bile tek başına bu
toplum hakkında insanın net bir fikir sahibi olmasına yetmektedir.
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfının (TESEV) Eylül 2005
tarihinde İçişleri Bakanının yaptığı açıklamaya dayanarak verdiği
geçici köy korucusu sayısı 57.757dir. Bunun dışında 25 bin gönüllü
köy korucusu vardır. Dolayısıyla toplam rakkam yaklaşık olarak
83.000dir. TESEVe göre terörün yoğun olarak yaşandığı yıllarda
58.993 geçici köy korucusu istihdam edildi. Keza TESEV bu yıllarda
30.300 gönüllü köy korucusuyla birlikte köy korucularının toplam
sayısının 89.293e ulaştığını belirtmektedir. (TESEV, Almanak
Türkiye 2005, shf:137)
58.000 köy korucusu (gönüllüler hariç) toplam 22 ilde istihdam
edilmiştir. İlk sıralarda yer alan 12 il şunlardır: Hakkâri 7614,
Van 7320, Şırnak 6756, Diyarbakır 5187, Siirt 4661, Bitlis 3730,
Mardin 3323, Batman 2887, Bingöl 2511, Elazığ 2083, Ağrı 1838, Muş
1860 (age, shf: 136).
TESEVe göre bugünkü koruculuk sistemini, bir bakıma Osmanlı
İmparatorluğu döneminde 1891 yılında kurulan Hamidiye Alaylarının
modern bir uzantısı olarak görmek mümkündür. Hamidiye Alayları,
merkezi İstanbulda bulunan imparatorluğun, Doğu illerinde asayiş ve
düzeni sürdürmek amacıyla bölgenin yerel nüfusundan oluşturulmuş
olduğu ve özellikle Ermenilere karşı kullandığı birliklerdi. (age,
shf:134)
Başlangıçta kendi yerleşim birimlerinde tarım ve hayvancılıkla
geçimlerini sağlayan bu insanlar, zaman içerisinde koruculuğun yaşam
biçimleri haline dönüşmesiyle birlikte üreten değil tüketen bir
sınıf haline gelmişlerdir.(age, shf:142)
İçişleri Bakanlığına göre (Eylül 2005), 20 yıl içinde 4 bin 972
köy korucusu suç işlemiş, bunların 853ü tutuklanmıştır. (age, shf:
140)
Bu suçların niteliği şunlardır: Gasp ve soygun, öldürme,
yaralama, zabıta kuvvetleriyle çatışma, zabıta kuvvetlerine toplu
tecavüz, meskene ve araçlara silahlı tecavüz, adam kaçırma,
patlayıcı madde kullanma, kasten ev ve ot yangını, teröre yardım ve
yataklık, uyuşturucu madde kaçakçılığı, silah ve mühimmat
kaçakçılığı, gümrük ve tekel ürünleri kaçakçılığı, canlı hayvan
kaçakçılığı, tarihi eser kaçakçılığı, cebren ırza geçme, köy ve
aşiretler arası silahlı çatışma, silahla kız ve kadın kaçırmak,
izinsiz silah bulundurma, dolandırıcılık, mesken masuniyetini ihlal,
büyük ve küçükbaş hayvan hırsızlığı, oto hırsızlığı. (age, shf:14)
Korucu aşiretlerine, Şafilik ve PKK faktörlerini eklediğimizde
Kürt toplumunun tüm anti-demokratik dinamikleri ortaya çıkar.
Dersimin bu gibi bir topluma entegrasyonu demokrasi, insan hakları,
hümanizm, rasyonalizm, modernizm, hukuk devleti, multi-kültüralizm
ve tolerans için büyük bir kayıp olur. Bu nedenle, Dersimin etnik
kimliğini koruması yalnızca Dersimlilerin yararına değil, fakat aynı
zamanda Türk ve Kürt toplumlarının da yararına olacaktır.
Dersimlileri Türkleştirmek veya Kürtleştirmek yerine medenileşmek
daha doğrudur.
Mehmet Yıldız
|