38 Öncesi Civrak Raporu
ve Sonrası! (3)
Runerm Erenler
Kaynak: http://www.binlom.com
23.06.2007
Yazımın bu son bölümünde, www.dersim.biz.com
sitesinden alıntı yaparak bir önceki bölümde yer
verdiğim Nazimiye Seyehat tetkikleri başlığındaki
raporun Civrak Köyü ile ilgili hazırlanan maddeler
halindeki raporu, teker teker ele alarak kendimce bir
değerlendirmesini yapacağım.
Bu değerlendirmelerimin mutlaka eksiği olacaktır. Bu
eksikliklerin ilgili ve bilgili okurlarımız tarafından
giderileceği umuduyla
1- Raporda dile getirilmiş olan Civarikin konumunun
yetersiz olduğunu düşünerek size daha ayrıntılı bir
tarif aktaracağım. Kaynağım da www.cıvrak.com olacak.
Civrak, Dersimin Kızıl kilise (Nazimiye) ilçesine bağlı
Bedro ve Sülbüs eteklerinde kurulu olan bir köy.
Sırayla Cıvrak, Civarik, Sarıyayla isimleri ile
anılmıştır. Dersimin kuzey doğusunda yer alır,
doğusunda Hardif, kuzey doğusunda Yaylacık, güneyde
Yavuz Tas (Taru) köyü ve batıda Kimsor köyü ile sınır
olup bünyesinde üç mezra olan bir yerleşim yeridir.
Mezraları Balık, Melkiş ve Gemikdir. Bu üç
mezrasıyla bir bütün içinde olan Cıvrak soğuk ve sert
karasal iklim özeliklerini taşır. Kışları uzun ve sert
geçer, geçim kaynağı hayvancılık olan Civrak son
yıllardaki baskı ve saldırılarla hemen bütünüyle
tüketici konumunda bir köy olma durumuna getirilmiştir.
Bunda iklimin de büyük bir önemi vardır.
2- Köylüler maraba yahut ortakçı vaziyetinden
çıkmışlardır. Herkes kendi arazisi üzerinde çalışır,"
denilmiş Civrak raporunun ikinci maddesinde. Görünen o
ki, bir zamanlar Civrakdaki Xormekliler, Ağa için
çalışan marabalardan olmamışlar. Ancak babamın
anlattıklarına da dayanarak söyleyebilirim ki,
bizlerdeki ağalık anlayışı, bize göre daha doğu ve
güneyde kalan illerdeki ağalık anlayışından çok daha
farklı olmuştur. Buradan yola çıkarak, paragrafın başına
alıntı yaptığım bu ifadenin bana düşündürdüğü sonuç,
maraba ya da ortakçılık Civarik köylülerinin (elbetteki
beni daha çok Xormekliler ilgilendiriyor), yapmadığı,
yapmak istemediği, kimseye baş eğmeyen yapısından ileri
geldiğidir.
Ancak bu raporun 6. maddesinde yer alan ve 2. maddesi
ile 6. maddesinin birbiriyle çelişmesine neden olduğunu
düşündüğüm bir durumla karşı karşıyayız.
Köyün eskileri söyledi diye iddia edilen, Civarik
isminin aslında Civelekden geldiğini, Civelekin de
halk dilinde ortakçı anlamına geldiği ve bir başka yerde
de köylülerin dağlı Türkçesi konuştuğu dile getirilmişti.
Halkın dili Türkçe (dağ Türkçesi) olduğu birkaç yerde
ifade edildiği için, ben de bu ifadelerden yola çıkarak,
Türkçe ve Osmanlıca sözlüklerde yapmış olduğum küçük bir
araştırma ile Civelek sözcüğüne, Osmanlıca da
rastlamayıp, Türkçe sözlükte de karşılığının, canlı,
neşeli ve sokulgan anlamına geldiğini anlamam zor olmadı.
Dolayısıyla, bu raporda yazılanların bir çoğunun
Civarik ve çevresindeki bir çok köyde yaşayan halkın
Türk ve Sünni olduğu iddiasının saçmalığına bir örnek
olması babından altının çizilmesi gerektiğini belirtmek
isterim.
3- Köylüler mezhepçe Sünnidirler Civariklilerin
Sünni olduğu yalanını neden rapor ettikleri sorusuna
yanıt vermek hiç de zor olmadı benim için. Yıllarca çok
ciddi bir şekilde hazırlanan program çerçevesinde,
halkın büyük bir kısmının yok edilmesi, geri kalanının
da yine program dahilindeki asimilasyonlarla kendi
kimliğini sorgulamaya çekinmesine neden olacak büyük bir
travma yaşaması; Türkleştirme politikasının dışında bir
de Sünnileştirme politikasının da aynı amacın
parçalarından biri olduğunu düşündürüyor bana.
Civariklilerin inançları hakkında yazılmış bir çok kitap,
kendi ailem ve akrabalarımın yaşadıkları, geçmişten
bugüne taşıdıkları anılarına ve inançlarına baktığımda,
bu raporda yazılanların gerçeği yansıtmadığıdır.( Bkn.
CİVRAK. Sayfa 18 - Aziz Akgül).
Kadın iktisadî hayatın en mühim, elemanıdır. Ailede
kadının hürmet edilen bir mevkii vardır. İfadeleri ile
kadınlara verilen değer ve kadının evde söz sahibi bir
yerinin olması, yine güneydeki halk toplulukları ile
arasındaki en önemli farklılıklardan biridir ve altının
çizilmesi gerekir.
Çocukda bir hiç olmaktan çıkmıştır. Kız ve erkek
çocuklar ayni derecede sempati görürler İfadesinden de
Xormeklilerin çocuklara değer verdiğini ve özellikle de
kız çocuğunun erkek çocuktan, o dönemlerde dahi farkı
olmadığını görmek, kökü o topraklardan bir kadın olarak
gurur verici bir duygu olduğunu itiraf etmemek haksızlık
olur.
Köy ve civarında ziyaretgâh yoktur. Bu bilgi de
kesinlikle yanlış ve yanıltıcıdır. Doğrusu ise benim
bildiğim ve Civrak Sitesinde de dile getirildiği gibi bu
ziyaretgahlar oldukça fazladır ve bu yerler Kemero Bask,
Jara Baliğ, Jara Melkişdir. Bunların dışında düzgün
baba ve Xızır cok önemli doğal inançlarıdır. Düzgün baba
tüm Dersimlilerin olduğu gibi Civraklıların da
besmelesidir. (Kaynak: Cıvrak Sitesi)
4- Köyün havası ve suyu gayet iyidir. Bu hala
geçerliliğini koruyor. Cıvraklıların ve dernek yönetim
kurulunun, çok az hane kalmış olmasına rağmen köyle
ilgili bir dizi projeyi hayata geçiriyor olması, örnek
alınması gereken önemli bir noktadır.
5- Kürt diye bir şey yoktur, dağlı Türkler vardır.
Karlı dağlardaki karlara basarak kart - kurt sesleri
çıkaranlara zamanla Kürt denilmiştir uydurmalarını,
sanırım Dağ Türkçesiyle konuşurlar sözü üzerine
oturtmaya çalışmışlar.
6- Köye esasen Civarix denildiğini, aslının Civelek
olduğunu köylüler söylediler. Civelek, halk dilinde,
ortakçı demektir. İhtiyarlar, eskiden, köylülerin
ekseriyetle ortakçı vaziyetinde olduğunu biliyorlar.
Burada yazdıkları ile yukarıda 2. maddede yazdıkları
arasında sizce de bir çelişki yok mu?
Hem neden Civarix civelek oluyor da, -civar- olmuyor?
(Bu arada civar kelimesinin de köken olarak Türkçe
olmadığını belirteyim) Civarixin, Civelek mi yoksa
Civar mı kökünden geldiğini, isimler üzerinde çalışan
zaza dil bilimcilerine havale etmek en iyisi.
7- Köyün ev sayısı 77 dir. Nüfus, 106 erkek olarak 242
dir. 38 katliamlarından önce bildirilmiş bu nüfus.
38'deki katliamdan sonra Civariklilerin, bu nüfusun ne
kadar azaltıldığının öyküsünü, Civraklı Aziz Akgül Bey
Amcamız acı dolu anılarıyla yazdığı CİVRAK adlı
kitabında şöyle dile getirmiş:
38 senesinde 14 yaşındaydım ve yaşıma göre güçlüydüm.
Temmuz ayının sonları idi. Bir gün Jandarma köye geldi,
bütün muhtarların toplantısı var acele kazaya istiyorlar,
dedi. O zaman Süleyman Toptaş muhtardı, evlerimiz yan
yanaydı. Ertesi gün erkenden Nazimiyeye gitti.
Akşamdı döndü. Babamla birlikte bende muhtarın evine
gittim. Muhtar yorgun ve kederli haliyle, bize verilen
emir, yaylada olanlar 24 sat içinde köye dönecek şekilde
hazır bulundurulacak, yaylada kimse kalmayacak, dedi.
Ben itiraz ettim, bizim yaylalar köyden çok uzak 24
saatte taşınmak çok zor dememle bana, anlamam, 24 saatte
içinde köye dönecekler, bütün köy yollarına birer
nöbetçi dikmişler, köylülerin birbirlerine gidip
gelmeleri yasaklanmış, korkarım ki bizi öldürecekler,
dedi. Babam anlatılanlara inanmayarak, suçumuz yok ki,
niye bizi öldürsünler, dedi. Bir gün sonra şafak
sökmüştü annem ve babamın acı acı ağladıklarını duydum.
Anneme sordum. Niye ağlıyorsunuz? Annem de dedi ki:
- Bu gece Süleyman Ağayı, Bertal Efendi ve beş
kardeşlerini ailece, senin halan Gülizarı çocuklarıyla
birlikte alıp götürmüşler. Yalnız Süleyman Ağa ile
Bertal Efendinin yaşlı annesi Zarife kalmış. Başkaca
tek bir fert bırakmamışlar. Sürgüne Konyaya
gönderiyoruz diye konuşmuşlar. Askeler gece gelmiş, önce
muhtar Süleymanı götürmüşler. Yanı başında Mustafa
Gündüz hem akrabası hemde birinci aza olduğu için
çağırmışlar. Köyde toplam 54 kişiyi toplayıp alelacele
iki saat içinde yola koyulmuşlar. Evleri de
kilitlemişler. Yaya olanlar içinde, yaşlısı genci,
çoluğuçocuğu ve hamile olanını dinlemeksizin, yürüterek
Derova nahiyesine götürmüşler. Az bir moladan sonra
erkekleri sicim ile birbirlerine bağlayarak yürütmüşler.
Ramadan deresinden geçip, tepeden inişe geçerlerken,
ağır makinelerle taramışlar. Cesetleri üst üste yığıp,
gaz dökerek ateşe verip yakmışlar!
38 yılı Temmuz ayı sonu, güneşin kızgın sıcaklığı
altında katledilen masum insanların cansız bedenleri
günler ve haftalarca yerde kalınca, yayılan kokuya
dayanabilmek mümkün değildi. Ramadan, Eserek,
Nazimiyenin yanı başındaki Harse Deresi, Düzgün Dağı
çevresi, Bezik Dağı, Kıl Deresi, Mazgirt Kalesi
civarında ve Muhunduda her an gelip geçtiğimiz o
yollarda olup biteni görmek, her an ölümle ve öldürülmüş
cesetlerle burun buruna kalmak, ölümü yaşamak kadar acı
olan şeyi tasavvur bile edemiyorum.
Bertal Yurtseveri, Keyle Kışlide vurdular, on gün
sonra Mehmet Bulut çürümüş cesedini gece iki çuvala
koyarak Cıvraka getirdi ve toprağa verdi.
Mehmet Özmen, oğlu Hıdır, Hesené Seyusenin oğlu
Hüseyinin cesetlerini, Bezik ormanlarından bulup
çuvallarla getirip Gemikte toprağa verdiler.
Muhtar Süleyman Toptaşın cesedini, Kimsor
ormanlarında buldular. Sait Yeşil ile Use Aslının
cesedini gene on gün sonra Harse Deresinde gece
çuvallara koyup kaçırırcasına getirip toprağa verdiler.
Ramadan deresinde vurulanların tamamı yakıldı. Kefen ve
mezar onlara nasip olmadı. Gözlerimizle görüyorduk.
Askerler gelince kaçıyorduk. Geceleri evleri terk edip
tenha yerlerde, çalılıkların dibinde, kucaklarında küçük
bebelerle sabahın aydınlığı özlemle beklenirdi. Ani
baskınla gece uykuda iken yakalayıp öldürecekler korkusu
mevcut idi. Yapılan işkence, angarya çalıştırma, sürgün
ve toplu ölümle nice ailelerin yuvaları tamamen söndü.
36-37 yılında çıkarılan bir afla gelip Nazimiyede
jandarma kışlasına teslim olan Kureşan aşiretine mensup
Zeynel Çavuş tayfası ile İbrahime Hesenın oğlu Seterli
İmam Hüseyin tayfası beraberlerdi. Bütün bu uzun boylu
yiğitlerin yan yana cesetlerinin dizildiğini gözlerimle
gördüm.
..
Aziz Akgül amca ve daha nicelerinin, 13-14
yaşlarındayken yaşadıkları bir ad bulmakta zorlandığım,
korkunç anıların bıraktığı travmadan kurtulup da kaleme
alınması, sanırım daha yeni yeni mümkün olmaya
başlamıştır. Bunların anlatılması, geçmişte yok
edilenlerle yada o terteleden tesadüfen kurtulup
günümüze kadar yaşayabilmiş büyüklerimizin belleklerinde
bir sır gibi saklı kalmaması gerekir.
Sevgi ve Saygılarımla.