Bir Yol Hikayesi
Rojda Diyar
2-15 Ağustos 2006
Genç Hayat Dergisi
Dersim Festivalini günler öncesinden bekliyorduk;
işte Diyarbakırdan Dersime doğru hareket etme zamanı
gelmişti. Dört arkadaş buluşup saat üçte Elazığ
arabasına bineceğiz.
Oradan da Dersime...
Herkes şimdiden neler yapmak istediğini konuşuyor.
Merak ediyorum; Munzur suyuna ayaklarımızı sokunca bir
dakika bile bekletmek imkansız diyorlar. Denemek
istiyorum. Bir diğer arkadaş ise beş senedir
Diyarbakırda okuyor ve son senesinde Dersime gitme
şansı bulmuş. Bir başka merak konusu ise, kimlik
kontrollerinde Diyarbakırdan gelenlerin alınıp
alınmayacağı
Alınmayacağı yolunda gibi bir söylenti var
ve bu yüzden geri çevrilme ihtimalimizin olması bizi
tedirgin ediyor.
Keyfi uygulamaların adı, dersim
Her hangi bir sorunla karşılaşmadan Saat 06:00 gibi
Elazığa vardık. 18:30da Dersime hareket etmek için
tekrar arabaya bineceğiz. Kısa zamanda karnımızı
doyursak mı yoksa devam etsek mi diye bir tartışma
geçiyor aramızda. Daha sonra, Nasılsa bir buçuk saat
sonra Dersimde oluruz. Orada yeriz diye bir fikir
ortaya atılınca, vazgeçiyoruz. Başlıyoruz dik ve virajlı
yolları aşmaya. Yaklaşık yarım saat sonra feribota
ulaşıyoruz. Feribota binmeden önce jandarma kimlik
kontrolü için aracımızı durduruyor. Herkes istenildiği
gibi kimliğini çıkarıyor ve beklemeye başlıyor. Yaklaşık
yirmi dakika sonra kimlikleri alabiliyoruz. Feribot
yolculuğumuzu Servet Kocakaya ve ekibi ile birlikte
geçiriyoruz. Bulutların arkasındaki kızıl gölgesi ile
bizleri fotoğraf çekmeye zorlayan güneşin ve ona eşlik
eden suyun manzarasından güzel kareler yakalamayı
başarıyoruz. Feribottan inerek arabaya bindiğimizde,
daha araba ikinci vitese geçmeden bir kimlik kontrolü
için daha durduruluyoruz. Bir asker kapıyı açıyor ve
yaklaşık 15-20 saniye hiçbir şey söylemeden minibüsün
içindekileri süzüyor. Minibüs içinde sessizlik var. Aynı
asker sanki daha önce kimlikleri verin demiş gibi,
Biraz çabuk versenize kimliklerinizi diyor. Herkes
kimliğini çıkarıyor ve askere veriyor. Asker kimliklere
baktıktan sonra, kimini sahibine geri verirken, kimini
sırayla baktığı kimliklerin en arkasına koyarak ayırıyor
ve kapıyı kapatıp bizi bekletmeye başlıyor. Bu arada
arabanın içinde, Jandarma herkesi tanıyor artık. GBTye
gerek yok. Resimlere ve isimlere bakıp kimin suçlu
olduğunu biliyor gibi bir espri yapılıyor. Bekleyiş,
ilk arama noktasındakinden fazla olunca kapı açılıyor ve
herkes kendini dışarı atıyor. Derken yolculardan birinin
ismi okunuyor. Sen Tunceliye giremezsin. Eşyalarını
topla ve gel. Diğer arkadaşlar devam edebilirler. Bir
uğultunun arasından belirgin bir sesle askere soru
yöneliyor: Niye giremezmişim? Ve sakin tavrıyla asker:
Valiliğin kararıyla girmeniz sakıncalı diyor. İkna
olmadığı belli olan arkadaş: Valilik benim buraya
girmeme ne karışıyor. Benim için genelge mi yollamış, ne
saçma bir şey demeye kalmadan, asker o sakin tavrını
bozarak Sen bana, saçmalıyorsun diyemezsin. Çabuk gel
buraya. Tunceliye girmen yasak diyerek son noktayı
koyuyor. Geri kalan suçsuzlar olunca, biz de daha
güvenli bir şekilde (!) yolumuza devam ediyoruz. Daha
sonra öğreniyoruz ki, aynı arabada yolculuk yaptığımız
arkadaşımız gibi onlarca kişi ertesi gün festivale
katılmaları için bırakılmış.
Toprağın isyanı
Arabanın içinde ölüm sessizliği var. Bekletilen
arkadaşın bize verdiği telefona ulaşarak Dersimdeki
arkadaşlarına haber veriyoruz. Ve tekrar başlıyoruz
tırmanmaya. Pertekin içinden geçerken birçok askeri
aracın yol kenarında beklediğini görüyoruz. Bir taraftan
da karnım gittikçe acıkırken, kaptanın hızlı gitmesi
hoşuma gidiyor.
Artık Dersimi görebiliyoruz. Hava kararmış ve
türkülerde söylendiği gibi dört dağın ortasında bir
şehir. Kimi yerlerde yeşiller, güzelliklere güzellik
katarken, birden bire sadece toprağı görüyorsunuz.
Toprağı, beslediği ağaçlardan ayırmışlar çünkü. Ama
yakılan ağaçlara inat kimi yerlerde tekrar çıkmaya
başlamış yeşil bir örtü. Bizi birbirimizden
ayıramazsınız diyerek.
Dur! Dur! Dur!
Dersime girdik artık derken, yolun ortasında bir
polis bize işaret ediyor. Durmamız söyleniyor. Yolun
ortasında duruyor kaptan. Bir sivil polis gelerek Tamam
geç diyor ve tam hareket edeceğimiz zaman, Dur! Dur!
Nereye gidiyorsun sen. Kimliklere bakılacak diyerek
tekrar durduruluyoruz. Her zamanki gibi kimlikler
toplanıyor ve bekleme başlıyor. Dışarıda bankamatik
görüyor arkadaşım. Bankamatiğe doğru yönelirken bir
polis memuru, biraz da heyecanlı bir sesle Nereye
gidiyorsun. Dur! diye bağırarak arkadaşları durduruyor.
Bankamatikten para çekecektim. Acıktık ve iner inmez
yemek yiyeceğiz diyerek cevap veriyor arkadaş. Polis
memuru,Hayır, ben nerden bileyim, sizin kaçmak için
böyle bir bahane uydurmadığınızı. Gidemezsiniz. O
sırada ben, arkadaşlarıma kefil olmayı kabul ediyorum ve
gitmeleri için sesleniyorum. Polis memuru kararında
ısrarlı bir ses tonuyla Bak bir şey olursa ben de seni
merkeze götürürüm ona göre diyor. Ve bu anlaşmayla
arkadaşlarım para çekmeye gidiyor. Uzun bekleyişten
sonra kimlik kontrolleri bitiyor ve son birkaç kilometre
kala başka bir arama olmaz umuduyla yola koyuluyoruz.
Saat 22ye geliyor ve yaklaşık dört saat sonra artık
Dersimdeyiz.
Festivale biz de hazırız
Festival ertesi gün başlayacak ve şehrin içi festival
coşkusuna yakışır bir edayla süslenmiş. Stantlar açılmış,
konser yerleri hazırlanmış ve festival programı geziyor
elden ele. .
Evet şimdi hazırız festivale. Nasıl olsa Dersime
girdik ve festivale katılmayı hak ettik artık. Kim
tutar bizi...
İnci sarıtaş kültürümüzü yansıtamadık
Gerçek bir festival havası yoktu. Çünkü bu festivalde
kültürel etkinlikler daha fazla olmalıydı. Genelde
yapılan etkinliklerde kendi kültürümüzü yansıtamadık.
Daha çok dışarının kültürü buraya yansıdı. Çok güzel bir
doğamız var; ama yok edilmek isteniyor, dağlarımızda
gezmemiz yasaklanıyor. Burada yaşamı gün geçtikçe
zorlaştırıyorlar. Festival konser havasından çıkarılmalı,
dilimizin öğrenilmesi ve yok olmaması için etkinlikler
yapılmalı.
Cem yurdakul (almanyada yaşıyor) güvende
hissetmiyorum
En son 4 yıl önce festivale katıldım. O zaman daha
kalabalıktı. Bu yıl Selda Bağcan harikaydı, Suavi çok
güzel konuştu. Ama Munzurda baraj yapılmasına karşı
sadece Baraj değil barış istiyoruz demek yeterli değil.
Çok fazla güvenlik önlemi ve kimlik kontrolü var. Her
yerde panzerler var. Ama bu durum bizi güvende
hissettirmiyor, aksine her yerde askerin polisin olması
bizi endişelendiriyor çünkü bizi sevmediklerini
biliyoruz.