Ismet Zeki Eyuboglu......aktarma
Anadolu sanati bir günes sanatidir,
güneşin yogunlasan, taşa, topraga,agaca, bitkiye dönüsen bir biçimidir.
Insan yaratmaya güneşi görmekle, onun engin gücüne, yasam verici
kaynagina saygi duymakla, günesi bir yaratici güç olarak düşünüp
işlemekle baslamistir. Yaratma güneşe Özenmedir, tanri olan, bütün
tanrilarin yöneticisi diye benimsenen güneşe yaklasma duygusudur.
Anadolu insanini sanatin büyülü sularinda yüzmeye, onun çaglayanlarindan
sesler getirmeye iten güneştir. Bütün tanri kabartmalarinin,
yontularinin, krallarla ilgili sanat ürünlerinin dorugunda günesi bir
yücelik örnegi olarak görürüz. Gûneş insan düsüncesini biçimlendiren,
insani devinmeye iten bir güç birikimdir. Bu birikim onun tanriligindan,,yüceliginden
dolayidir.
Anadolu insani yaratmaya, sanat atilimina güneşi görmekle, saymakla
basladi derken kendisiyle güneş arasinda içten bir baglantinin
bulunduguna inanmistir demek istenir ayrica. Bakiyoruz, Anadolu
sanatinin elimize geçen ilk ürünleri, özellikle, gök varliklarini konu
edinmiştir. Tanrilar yer tanrilari, su tanrilari, gök tanrilari diye üç
bölüme ayrilmisken en büyük yaratmalarin gök tanrilarini konu edindigi
görülür. Ana Tanriça bir gök varligidir, bollugu, canliligi gökten sunar
insanlara, gökten bolluk yagdirir yeryüzüne. Hititlerin Arinna ilinin
güneş tanriçasi bollugun, sagligin, iyiligin, güzelligin kaynagi,
koruyucusudur. Yaşam güneşle basliyor, günesle gelisiyor, güneşle sürüp
gidiyor orda. Anadolunun komşu uluslarinda da böyledir durum. Öyleyse
arada bir özlü baglanti vardir.
Güneş tanrilarinin yaninda görülen ikinci türden doga varliklari da,
sanat ürünlerinin anlaşilip açiklanmasi bakimindan, önemlidir. Anadoluda
günesin en verimli dönemleri baharla yazdir. Ekinler bu dönemlerde olur,
olgunlasir, doga bu dönemlerle yeşerip yeşillenir, yemişler gelisir,
çiçekler, bitkiler açar açilir boyuna. Güneş tanrilarinin yaninda;
ellerinde,önlerinde, ya da basliklarinin çevresnde bu bahar, yaz
dönemlerinin bitkileri, hayvanlari görülür sik sik. Genellikle kis
döneminin belli hayvanlari, doga varliklari girmez sanat ortamina.
Sözgelisi günes tanrisinin çevresinde çamagaci, karayemis, göknar gibi
kisin yapraklarini dökmeyen, boyuna yesil kalan varliklari pek göremeyiz
de yonca, üzüm, bugday, kir menekşesi, gelincik, bg. genellikle baharla,
yazla ilgili nesneleri buluruz.
Güneşle ilgili sanat ürünlerinini, böyle adi geçen, doga
varliklariyla baglantili olmasi bir anlayisin, bir inancin sonucudur.
Güneşi tanrilastiran, yararlilik, onu bir sanat konusu yapmakta da
gecikmemistir. Güneş, bir doga varligi olarak, Anadoluda üç ayri
dogrultuda ele alinip islenmistir. Bu üç konu da birbirine bagli,
birbirinden dogmustur.
A) Güneş bir tanridir, koruyucudur, yeryüzünün, gökyüzünün daha
dogrusu o çaglar da bilinen evren bütününün yöneticisidir.
B) Güneş canliligin, yasamin kaynagidir.
C) Güneş kraldir, yeryüzünü yöneten krallar (Anadoluda) onun soyundan
gelirler.
Bu üç konu belli bir yerde birlesip bir konu bütünlügü içinde
toplanir, öyle gelir insana. Oysa, gerçekte öyle degildir. Hititlerin
kutsal Arinna kentinin yöneticisi, koruyucusu, önderi olan güneş (ister
tanri, ister tanriça olsun) insanüstü bir niteliktedir. Arinna kentinin
kutsal yöneticisi olma türünden bir inanç anlayisini sonraki çaglarda
Atina'da, Roma'da benzerlerini buluruz. O dillerde de koruycu il (polis)
tanrilari, tanriçalari vardir. Daha önce Mezopotamya uluslarinda da bu
türlü tanrilar, tanriçalar vardi. Günesin bastanri olmasi ile bir
ülkenin baskentinin tanrisi olmasi arasinda bir inanç özdesligi görülür.
Iste, Anadoluda, günesin bir il tanriçasi olmasi, özellikle Arinna
kentinin koruyucu tanriçasi biçiminde nitelenmesi bu inanç nedeniyledir.
Atinna ilinin koruyucu tanriçasina Vurusemu der Hititler, günes
tanriçasidir, disidir. Oysa sonraki dönemlerde gene Anadolu-Grek
masallarinda ortaya çikan bastanri Zeus da günes tanrisidir, ancak
erkektir. Hititlerde günes tanrisi da vardir, Istanus derler adina,
erkektir, bir baska adi da Utu'dur. Bu üçyüzlü günes tanriligi çaglar
içinde gelisen, günesin yeryüzündeki etkisi dolayisiyla beçimlenen dogal
bir anlayisi yansitir. Hitit sanat ürünlerinde, öteki Anadolu
uluslarinda günesin böyle degisik niteliklerde yansitildigini görürüz.
Sözgelisi Luviler günes tanrisina §imege, Mitanniler Mitra (Iranla,
Hindle ortak), Urartular Ardini derler.
(452'den 454. sayfa ......)
Eskiçagda gûnes dogusu kutsal bir olay olarak yorumlanir, Hitit krallari
günaçiminda günese döner günlük din törenlerini yaparlardi. And
içilirken günese karsi dönülürdü. Özellikle günesin gökyüzünde görünme
süresinin çogalmaya azalmaya basladigi aylarda; "gündönümü"
diyebilecegimiz dönemlerde, özel törenler düzenlenirdi. Bu törenler
günümüzde Anadoluda yine uygulanmaktadir. Resime, yontuya, siire,
türküye geçen günes halk dokumalarina, çoraplara, kilimlere, yaşmaklara,
halilara konu oluyor, alani genisliyor boyuna. Günesin gökyüzünde düz
bir yüzeydeymis gibi görülmesi sonucu sanat ürünlerine de öyle geçmistir.
Sözgelisi günesin resmi, oyasi, kabartmasi vardir da yontusu yoktur.
Günes insan biçimli, arslan kilikli bir varlik olarak düsünüldügünde, bu
boyutlar içinde, bir tanri ya da tanriça yerine konuldugunda yontusu,
resmi kabartmasi yapiliyor da kendi dogal görünüsü sanat ürününde
yeralmiyor. Boyuna kendi yapisi disinda bir varligin giysilerine
büründürülerek yansitiliyor. Asagi yukari bütün uluslarda, günesi kutsal
olarak taniyanlarda, durum böyledir, gelenek böyledir. Hititler, Arinna
ilinin günes tanriçasina yalvarir yakarir, içli siirler düzenlerlerdi.
Kayalara kabartmalari oyulan bu tanriçanin bütün ülkelerin tanriçasi,
isigi, aydinligi olduguna inanilirdi.
Arinna'nin günes tanriçasi efendim benim
Bütün ülkelerin sultani
Arinna'nin Günes Tanriçasi derler sana Hatti ülkesinde
Oysa yurd edindigin sedirler ülkesinde
Hepat derler adina (1).
Huriler bu tanriya Hepat derlermis, firtinanin tanrisiymis üstelik.
Görevi yeri, niteligi degisen bu tanriçaya Hittitlerde, daha dogrusu
kimi bilginlere göre Hattilerde, yeryüzüne bolluk saçan, isik dagitan
bir tanriçadir. Hattilere Hittitlerden önce Anadoluda yasamis,
Hittitlerin atalari diyenler de vardir.Ister Hatti ister Hittit olsun
önemli degil, burada önemli olan Arinna ilinin günes tanriçasinin
varligi, günesi yansittigidir. Hittitlerde, günesin bir tanri, tanriça
olarak siire geçisini, benzer ölçüler içinde, Misir'da da görürüz. Ancak
orada günes tanrisi erkektir, adina da Aton derler. Firavun IV. Amenofis
(I.Ö. XIV. yy.) bu tanriya Akhnaton (Iknaton) takma adiyla uzun bir övgü
yazmistir.
Ne güzel doguyorsun göklerin ufkunda
Yasamanin baslangici olan canli Aton
Sen dogudaki ufuktan göklere yükselince
Güzelliginle dolup tasiyor bütün ülkeler (2)
Günesin bütün Akdeniz ülkelerinde böyle bir yandan şiire, bir yandan da
yontuya, kaya kabartmalarina konu olmasi, insan biçimine sokulup
islenmesi karsilikli inanç kaynasmalarinin, alis-verislerinin dogal
sonucu olsa gerek. Günesin Iran dininde, özellikle Zerdüşt inançlarinda
kutsal bir varlik oldugunu biliyoruz. Atese tapan Zerdüştçüler günese
büyük saygi sevgi gösterirler. Onn adina atesi söndürmeden kutsal bir
varlik olarak yakarlar boyuna. Kimi Iran masallarinda Cem (Cemşid) adli
kral günesin oglu sayilir.(...sayfa 456)
Ey Vohumanah, ey günes isigi yaptigin,
Yapacagin isler bundan sonra işiyan gûnûn
Parlakligin gözlere sevinç veren eylemler
Kutlamak içindir seni ey Mazda, ey Dogruluk (1)
(...Sayfa 457)
(1) Tanri yaratan Toprak Anadolu, s. 100, Ismet Zeki Eyüboglu, 1973.
(2) Eski Misir şiiri, s. 154, Talat Sait Halman, 1972
(1)Zerdüşt'in şiirleri, çev. I. Zeki Eyüboglu (basilmamis).
Anadolu Uygarligi. Ismet Zeki Eyuboglu. Der yayinlari. Istanbul 1981.
Archive Librairie Scrupule