Halk ve Aileler "Adalet" Bekliyor Arıcı Çiçek anlatıyor:
"Bizi niye öldürüyorsunuz komutanım, bizim ne suçumuz
var" diye yalvarıyordum. "Kaç" dediler. Kaçmadım. Dipçik
vurdular, yuvarlandım. Komutan ateş etti. Yara aldım.
Yalvarmaya devam ettim.
Hüseyin AYGÜN
12 Ekim 2007
BİA Haber Merkezi - Tunceli
Rıza Çiçek ve yanındaki çocukluk arkadaşı Bülent
Karataş 27 Eylül'de Hozat ilçesi Kurukaymak köyü
yakınlarında askeri birlikler tarafından hiçbir haklı
gerekçe olmaksızın ve orantısız bir şekilde G-3 adlı
büyük silahla tarandı. Bülent Karataş olay sırasında
öldü; Rıza Çiçek'se ağır yaralandı.
Yapılan resmi duyurularda çelişkili olarak "dur
ihtarına uymadılar", "arama-tarama sırasında iki örgüt
mensubu etkisiz hale getirildi" gibi açıklamalara yer
verildi.
Olay kamuoyunda geniş çapta tepkilere neden oldu.
Hozat ilçesinde toprağa verilen Bülent Karataş'ın
cenazesine 5 bin insan katıldı ve "yargısız infaz"
protesto edildi. Olaydan ötürü Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)
bir heyetle Tunceli-Hozat'a geldi ve incelemeler yaptı.
CHP adına Kemal Kılıçdaroğlu tarafından yapılan
açıklamada "Rıza Çiçek'in kurşun yarasını önden almış
olması karşısında, dur ihtarına uymadığı gerekçesiyle
vurulduğu iddiası araştırılmalıdır" denildi.
Yargısız infazın izleri
Olayın gerçekleştiği günün ertesinde ateş açma olayının
yaşandığı bölgeye giden Hozat Cumhuriyet Savcısı "Silah,
mühimmat veya suç unsuruna rastlamamıştır."
Askerlerden ölen, yaralanan veya zarar gören hiç
kimse olmadığı ortaya çıktı. Bu durum "silahlı çatışma"
tezini zayıflatıyor.
Olay yerinde mağdurlardan kalan at, el hızarı, sepetli
ve ruhsatlı motor gibi malzemelere rastlandı. Bunlar, "örgütsel
malzeme" olamayacağına göre, bu durum ancak "sıradan
köylülerin" vurulduğunu gösterir.
Elazığ Araştırma Hastanesi Yoğun Bakım servisinde yatan
Rıza Çiçek'in kurşun yarasını "ön taraftan aldığı"
ortaya çıktı. Bu durum, "dur ihtarına uymadılar"
açıklamasının inandırıcılığını büsbütün ortadan
kaldırıyor. Zira; ihtara uymayan ve kaçan bir kişinin
arkadan vurulması gerektiği yaşamın olağan akışının bir
sonucu.
Olaydan hemen sonra süratle Hozat Sulh Ceza Mahkemesi
tarafından müdahil taraf olarak bizim "dosyayı inceleme
ve suret alma yetkimiz" kısıtlandı. "İstisnai bir yetki"
olan Ceza Muhakemeleri Kanunu (CMK) 153/2. maddedeki "kısıtlama"
yetkisinin acele bir şekilde kullanılması soru
işaretlerine neden oldu. Madde metnine göre "soruşturmanın
amacının tehlikeye düşmesi ihtimali" olması halinde
kısıtlama kararı verilebilir. Böyle bir tehlike olmadığı
halde CMK 153/2. maddeye göre verilen bu karar "yargısız
infazın üstü örtülmek mi isteniyor" diye haklı kuşkulara
neden oldu.
Rıza Çiçek'in açıklaması
8 Ekim'de Diyarbakır Dicle Üniversitesi Hastanesi
Tutuklu Koğuşu'nda ziyaret ettiğim ağır hasta Rıza Çiçek,
avukatı olarak aşağıdaki açıklamayı yapmamı benden talep
etti. İşte tanık-"şüpheli"-şikayetçi Rıza Çiçek'in "ağrılar
içinde" söyledikleri:
"Hozat ilçesine bağlı Kurukaymak köyü yakınlarına bal
ağacı kütüğü almak için 26 Eylül 2007 günü sepetli
motor, el hızarı, at ve başka bir kısım malzeme de
yanımızda olduğu halde gittik. Gece geciktik ve derede
ateş yakarak kaldık. 27 Eylül 2007 günü öğlen
vakitlerinde bulunduğumuz yere bir grup asker geldi.
Bizden kimlik sordular. Verdik. Bize 'Burada fazla
kalmayın, terk edin bölgeyi' dediler. Biz de 'Derede
bulunan malzememizi alabilir miyiz? Sonra gideriz' dedik.
Kabul ettiler. Dereye indik, malzemeyi aldık. Tekrar
askerlerin yanına geldik. Bizden yine kimlik istediler.
Yine verdik. Başlarındaki komutan telsizle konuştu ve
bize birden 'Soyunun' dedi. Biz ne olduğunu sormak
istedik ama 'Çabuk elbiselerinizi çıkarın' dedi. Ben
kazağımı çıkardım, atletle kaldım. Bu sırada Bülent
Karataş'ı ayırıp göremediğim bir yere götürdüler. 'Yere
çömel' dediler. Çömeldim, bir yandan da 'Bizi niye
öldürüyorsunuz komutanım, bizim ne suçumuz var' diye
yalvarıyordum. Bu sırada bana 'Kaç' dediler. Kaçmadım.
Bir dipçik vurdular, aşağı doğru yuvarlandım. Komutan
iki kere ateş etti. Göğsümden ve sol omzumdan yara aldım.
Yalvarmaya devam ettim. Silah atışı durdu. Bu sırada
komutan yine telsizle aradı ve 'Bu ramazan ayında
vicdanım sızlar, bir helikopter gönderin, ölüyor' dedi.
Beni aynı anda tedaviye aldılar. 15 dakika içinde
helikopter geldi. Bindirdiler. Sonrasını hatırlamıyorum."
Olay açık bir yargısız infaz. Adaletten beklenense
mağdurları korumak, suçluları cezalandırmak. Tunceli
halkı ve gözü yaşlı aileler, suçluların
cezalandırılmasını ve "adalet" istiyor. (HA/TK)