|
Zazaki
Français
Laz
Türkçe
Armenian
Suryani
Deutche
Kurmanc
English
Yazidi
Anasayfa
|
2009a onlar hazır.
Ya biz!
Hasan Şen
Kaynak:
http://dersiminisiyatifi.com
2009 yılının Mart ayında Türkiye önemli bir toplantıya ev sahipliği
yapıyor. 4. Dünya Su Forumu İstanbulda Dünya su politikalarını
tartışmak üzere bir araya gelecek. Devlet yönetimlerinin ve özel
şirketlerin örgütlemesini yaptığı-yapacağı forumda bugüne kadar su
sorununu yaratanlar konunun çözümlerini arayacak. Sosyal
hareketlerin de dışlandığı bu kapalı forumun esas gündemi,
Türkiyedeki su kaynaklarının ve baraj vb. yatırımların
özelleştirilme sürecine açılması olacak.
Bir süredir, "kaynak yaratma adına elimizde ne varsa birer birer
özelleştirip, satıyoruz; satacak dişe dokunur bir şeyimiz
kalmadığında neyi özelleştireceğiz" diye düşünürken, Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler,Munzur, Fırat, Dicle ve Kızılırmakın
da aralarında bulunduğu 12den fazla akarsu ile gölletin özel
sektöre devredileceğini açıkladı. Hükümet de aynı endişeye kapılmış
olacak ki, oturup düşünmüş ve aklına suların özelleştirilmesi gelmiş.
Zamanlama müthiş..
Munzur,Pülümür ve Peri vadilerinin- suyunun özelleştirilmesi gündeme
gelmişken bizimde 2009 Dünya su forumuna hazırlıklı olmamız ve 2009
da Munzurdan bir çığlıkla Dünyada bizim gibi suyun özeleşmesi,Baraj
vs sorunlarla ilgilenen Kardeşlerimize destek vermemiz ve Küresel
şirketlerin yağmalamak istediği coğrafyalara destek vermeliyiz.
Bizler inanıyoruz ki, su dünyadaki bütün insanların ortak kamusal
mülkiyetidir. Kim olursa olsun suyu özel mülkiyet olarak görüp
kullanamaz. Su tüm ekosistemlerin vazgeçilmez kaynağı ve temel
ihtiyacıdır.
Suyun vazgeçilmez özelliğinden dolayı tüm insan topluluklarının ve
her insanın suya özelde içme suyuna yeterli nitelik ve nicelikte
erişim hakkına sahip olmalıdır. Toplumun refahı su olmadan çoğalamaz,
su başka bir kaynakla ölçülemez, kar amacıyla değişilemezdir.
Suyun toplumlar, insanlar, cinsiyetler ve ülkeler arası dayanışmanın
gelişmesine katkıda bulunması gerekir.
Su kaynakları dünya ve bölgeler düzeyinde ile insanların gelirleri
eşitsiz şekilde dağılmıştır. Ancak suya erişimin insanlar,
topluluklar ve bölgeler arası böyle olması/kalması gerektiği
anlamına gelmez.
Çoğu hükümetler su kaynaklarını ekonomik gelir olanağı olarak yoğun
bir şekilde kullanıyor. Bunu yaparken genelde ekonomik karı temel
alarak yapıyor, bu da çok sayıda olumsuzluğa neden oluyor.
Su kaynakların yönetimi ve kullanımı en az ekonomik ihtiyaçlar kadar
toplumsal eşitlik ile ekolojik/çevresel ihiyaçları gözeterek uzun
vadeli (sürdürebilir) şekilde planlanıp uygulanmalı. Bu gerçekten
hareketle su öyle kullanılıp korunmalı ki gelecek kuşaklar da suyu
aynı şekilde ve özgürlükte kullanabilsin.
Kullanırlık ve sorumluluk temeline bağlı olarak suyun finanssal
sorumluluğu hem bireysel hem de kamusal olmalı. Suyun her insan ve
her insan topluluğunun temel ihtiyacını karşılayacak şekilde
sağlanması bir toplumsal anlaşma olarak ele alınmalı.
Su politikası yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası düzeyde yüksek
oranda demokrasi anlamına gelmekte.
Su kaynakları ile alınacak kararlar toplumun en geniş kesimi
tarafından demokratik yönteme dayanarak alınmalı, yerel ve bölgesel
düzeydeki topluluklar ve insanlar özellikle bu sürece aktif şekilde
dahil edilmelidir. Suyun yönetimiyle ilgili kararlar sosyo-ekonomik
çoğunluluklara ve kültürel farklılıklara saygı temelinde alınmalıdır.
Kimileri bu satırları okuyunca eminim, Bir tek biz mi
özelleştiriyoruz, dünyada başka örnekleri yok mu? diye soracaktır.
Haklılar da. dünyada başka örnekleri var. Birkaçından ve
sonuçlarından da bahsedeyim.
Örneğin, Bolivyada su hizmetlerini Hollandalı bir şirket satın aldı.
Aldıktan iki hafta sonra da su ücretlerini yüzde 200 artırdı.
Güney Afrikada da su kaynakları özelleştirildi ve birkaç yıl sonra
yüzbinlerce evin suyu kesildi. Ülkede salgın hastalık başladı.
Bitmedi... Biraz da Avrupa ülkelerinden örnekler verelim. Londra ve
Berlinde su dağıtım sistemleri özelleştirildikten sonra hiçbir
yatırım yapılmadı. Benim bildiklerim bunlar, eminim daha başka
örnekleri de vardır.
Uzun lafın kısası su kaynaklarını özelleştirmek, Petkim ya da arsa
veya banka özelleştirmesine benzemediği gibi; bu konuda hükümetin,
"Ben suyu yönetemiyorum onun için de özel sektöre devredeyim" deme
gibi bir lüksü de yoktur, hakkı da.
Anayasa Diyor ki Tabiî servetler ve kaynaklar devletin hüküm ve
tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı devlete
aittir, Nehirlerin özelleştirilmesi Anayasaya aykırıdır ve
gerçekleştirilmesi mümkün değildir
Biz Munzurlular 2009a hazırlanıyoruz..
|
|